Dünya artık sadece savaşların yaşandığı bir yer değil; aynı zamanda savaşların nasıl gösterileceğinin, neyin konuşulup neyin unutturulacağının da planlandığı bir sahneye dönüşmüş durumda.
Bugün Gazze’de yaşananlar, insanlık tarihine kara bir leke olarak kazınacak büyüklükte bir trajedidir. Yıkılan şehirler, açlıkla sınanan insanlar, bombalar altında can veren çocuklar… Bunlar tartışmasız gerçeklerdir.
Ama asıl mesele artık sadece bu gerçeklerin yaşanması değil; bu gerçeklerin ne kadarının dünyaya gösterildiğidir.
Çünkü tam bu noktada perde arkasında başka bir oyun sahneleniyor.
İran ile ABD arasında yükselen gerilim…
Bölgesel savaş ihtimalleri…
Lübnan hattında artan tansiyon…
Bir anda dünya medyasının yönü değişiyor.
Gazze artık manşetlerin merkezinde değil.
Yerini daha büyük, daha “tehlikeli” ve küresel etkileri olan bir kriz alıyor.
Peki bu gerçekten tesadüf mü?
Yoksa modern çağın en etkili silahlarından biri olan gündem mühendisliğinin bir sonucu mu?
Uluslararası sistemin işleyişine baktığımızda şu gerçeği net biçimde görürüz:
Büyük krizler, küçükleri yutar.
Küresel savaş ihtimali, insani trajedilerin önüne geçer.
Medya, siyaset ve kamuoyu refleksi buna göre şekillenir.
Ama bu “doğal” işleyişin çok kritik bir sonucu vardır:
Görünmeyen acılar.
Gazze bugün tam olarak böyle bir karanlık alanın içine itilmiştir.
Gündem genişledikçe dikkat dağılmış,
Dikkat dağıldıkça tepki zayıflamış,
Tepki zayıfladıkça baskı ortadan kalkmıştır.
Ve bu durumun kazananları vardır.
Aynı anda birden fazla kriz başlığı açıldığında dünya kamuoyu bölünür.
Duyarlılık parçalanır.
Tepkiler etkisizleşir.
Bu sadece bir savaş stratejisi değildir;
Bu, aynı zamanda bir algı yönetimi operasyonudur.
Bugün İran merkezli kriz, sadece askeri ya da diplomatik bir gerilim değildir.
Aynı zamanda küresel dikkat eksenini değiştiren bir araçtır.
Ve bu araç sayesinde:
Gazze’deki açlık daha az konuşulur,
Yıkım daha az görünür,
Ölümler daha az yankı bulur.
Daha açık söylemek gerekirse:
Bir kriz büyütülürken, başka bir trajedi sessizce görünmez hâle getirilmektedir.
Bu noktada sorulması gereken soru nettir:
Bu sadece uluslararası siyasetin kaçınılmaz sonucu mu,
yoksa bilinçli şekilde kurgulanan bir gündem kaydırma operasyonu mu?
Kesin cevap vermek zor olabilir.
Ama ortadaki tablo inkâr edilemez:
Gazze unutuldukça,
acı sıradanlaşır.
Acı sıradanlaştıkça,
zulüm devam eder.
Ve zulüm devam ettikçe,
dünya sadece izleyen bir kalabalığa dönüşür.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
Bir yanda tüm şiddetiyle süren bir insanlık dramı,
diğer yanda o dramı gölgeleyen devasa bir gündem perdesi.
Unutulmamalıdır ki bu çağda gerçek, sadece yaşanan değil;
gösterilen ve konuşulandır.
Ve eğer bir acı konuşulmuyorsa,
zamanla yok sayılır.
Yok sayılan her acı ise,
yeni acıların kapısını aralar.
Gazze’nin üzerine çekilen bu perde,
sadece bir savaşın değil,
insanlığın vicdanının da testidir.
Ve bu testte kaybeden sadece Gazze değil,
tüm insanlıktır.