Bir kamu kurumunda sağlık teknisyeni olarak görev yapıyorum. Çalışma ortamımız çok iyi, arkadaşlarım ile dostluklarımız güzel, iş hayatı aile hayatım çok güzel, her şey yerinde ve güzel günler akıp gidiyor, derken dostlarımızdan birkaçı akşamları iş çıkışı kahvehaneye okey ve kâğıt oymaya gidelim dediler, bazen bir masa bazen iki masa oluyorduk.

Birkaç yıl iş çıkışları kahvehaneye takıldık. Şimdiki gibi cep telefonları yok. Her eve geç gidişimde hanım ve çocuklar korku içinde bekliyorlar ve her geç kaldığımda evde hanım ve çocuklar ile kavgamız vardı. Onlar haklıydı ama benim kahvehane zevkim, onların korkularından daha ön plandaydı.

Birkaç zaman böyle devam etti. Daha sonra yine arkadaş grubumuzdan birkaçı bu kez meyhaneye felekten bir gün çalmaya gidelim dediler. Daha önce giden arkadaşlarımız ile bir meyhaneye gittik. İçkiler kadınlar derken sabahlamıştık. Hesap geldiğinde gözlerimiz fal taşı gibi açılmıştı. Hesap neredeyse dört kişinin birer aylık maaşına denk geliyordu. Hesabı dörde böldük, parası olanlar ödedi, olmayanlar ise oraya ya kimliğini bıraktı ya da senet imzaladı. Bir taksi çağırdık ve evlerimize dağıldık. Artık bizi kahvehane kesmiyor, meyhane, bar, pavyonlara gidiyorduk.

Birkaç yıl böyle devam etti. Ailemin rızkını buralara verdiğim gibi birçok yere de borçlanmış, senet imzalamıştım. Aile hayatım altüst olmuş, evde huzur olmadığı gibi ailem yüzüme bile bakmıyordu. Aldığım maaş borçlarıma yetmeği için eve para veremiyordum. Eşim, çocuklar yarı aç yarı tok yaşıyorlardı. Bunun üzerine eşim, bir lokantada bulaşıkçı olarak çalışmaya başlamıştı.

Mevsimlerden kış, lapa lapa kar yağıyor ve yine bir gün gece yarısı alkollü bir şekilde arkadaşlar beni evin önüne bırakıp, eşime “yenge, Hüseyin kapının önünde” diyerek seslenip gitmişlerdi. Eşim beni eve almamış, sabaha kadar kapının önünde sızıp kalmıştım. Sabah okul çocuklarının sesleri ile kendime geldiğimde üzerimde kar yığını vardı. Çocuklar üzerimden atlayarak geçiyorlardı. En küçük kızım da diğer çocuklar gibi üzerimden atlayıp geçmişti. Kızımın arkadaşları, “senin baban sarhoş, senin baban ayyaş” diyerek kızım ile dalga geçiyorlardı. Kızım ise, “baba bizi utandırıyorsun, senden nefret ediyorum” diyerek, ağlayarak okuluna gitmişti.

O anki yaşadığım ve kızıma yaşattığım utanç ile kendime geldim. Üşümekten ve titremekten eve zor girdim. İliklerime kadar donmuştum sanki. Sobanın dibinde yatmama rağmen ve üzerimdeki onca örtüye rağmen üşümem ve titremem giderek artıyordu. Giderek kötüleşiyordum. Birkaç gün sonra hemen ambulansı aradım ve hastaneye götürdüler, yapılan incelemelerin ardından yoğun bir şekilde zatürre geçiriyordum. Hemen yatış verdiler ve birkaç ay hastanede yattım. Hastaneden çıktıktan sonra kendime, aileme söz vermiş, ağzıma alkolü sürmeyecektim. Dediğim gibi de yaptım, alkolü bıraktıktan sonra iyi bir aile reisliğine geri dönmüştüm ama kendimde, ailemde kapanması güç yaralar açarak…

“Hadiselerin Dili” adlı kitabımdan…