Bazı kararlar vardır. Tek başına alınabilir, evet, ama tek başına taşınması zordur. Yeni bir adım atacakken, yeni bir girişime niyetlenirken ya da hayatın yönünü değiştirecek bir tercihin eşiğindeyken insan, önce bir çevresine göz gezdirir, güvendiği yüzler arar, onlara danışır, fikrini paylaşır, biraz nabız yoklar. Bunun sebebi sadece kararsızlık değildir. İnsan kararını vermiş olsa bile, çıkacağı yolda yalnız olmadığını hissetmek ister. Bu ihtiyaç özellikle sürecin başında belirginleşir. Hiçbir şey net değilken, yol belirsizken, riskler ortadayken, insan şu sesleri duymak ister;“yapabilirsin.” “zorlanırsan buradayım.”“sana güveniyorum.”

Buna zayıflık diyebilir miyiz? Bence kesinlikle hayır. Bu, en temel duygusal ihtiyaçlardan birisidir. İnsanlar böyledir, belki en çok kadınlar böyledir..Yükü paylaşmak isterler, süreci konuşurlar, fikrini açarlar, danışırlar. Yolun başında bir elin omuzuna dokunmasını isterler. Yanında birilerinin durduğunu bilmek, insana yürüyeceği yolun yorgunluğundan çok, başlayacağı yolun cesaretini verir.

Kırılma da tam olarak burada başlar aslında. Çünkü başlangıç ve sonuç arasındaki süreçte hiçbir şey aynı kalmaz. Yola çıkarken yanında olduğunu düşündüklerin, yol uzadıkça sessizce geri çekilirler. Henüz ortada bir başarı yokken, yük ağırlaşmışken ve sen tedirginlik hissi ile boğuşurken onlar birer gölgeye dönüşür. Ama aynı insan her şey yoluna girdiğinde, sonuç görünür hale geldiğinde ve başarı yaklaştığında tekrar gün yüzüne çıkar.İnsan o an kendine şunu sormadan edemez; ‘bir dakika, sen nereden çıktın şimdi?’

Kimse kimseye omuz vermek zorunda değildir evet. Ama güven dediğimiz şey, zorunluluğun olmadığı yerde anlam kazanır. Süreçte yanında olan ve yalnızca sonuçta görünen arasındaki fark da insanın zihninde böylece netleşir. İnsanı yoran şey yalnız kalmak değildir; zorlanırken yalnız bırakılmaktır. Hüznün, olumsuzlukların, yorgunluğun olduğu yerde bir omuza yaslanamamaktır. Çünkü başarı geldikten sonra destek olmak kolaydır. Zor olan, henüz ortada gösterilecek bir şey yokken, destek olmaya karar verebilmektir. Bu yüzden başarıdan sonra gelen destek bir "katılım", belirsizlik anındaki destek ise "inanç “tır. Ve ikincisi inanın daha kıymetlidir.

Tabii burada başka bir gerçek daha yüzümüze çarpar... Destek her zaman bir imkan meselesi değildir. İmkanı en bol olan en çok susandır. Yapabileceği pek çok şey varken, sana en büyük desteği o verebilecekken susar. Elinde her türlü anahtar olanların senin kapın kapalıyken kafasını çevirmesi derinden yaralar. “Çok da büyük bir şey beklemiyordum aslında. Niye yapmadı ki?” diye sorarsın… Bu durum, birçok insanın içinde yaşadığı sessiz bir kırgınlıktır aslında; yanlış insandan doğru hareketi beklemek. Ama bir bakarsın imkanı sınırlı olan elinden geleni arkasına koymamış, sorgusuz sualsiz sırtını sıvazlıyor. Destek beklemediğin anda bile kapında, uzakta olsa bile yanında…

Destek görmek bir hak değildir. Az önce de söylediğimiz gibi, kimse kimseye omuz vermek zorunda değildir. Ama süreçte yanında duranların, sonuçta da orada olacağını bilmek, çıkacağı yolda kişiye sağlam bir zemin kazandırır. İnsan zamanla kime yaslanamayacağını öğrenir.Herkesle yol yürünmez, yük herkesle taşınmaz.