Gönül bahçesinin şeyda bülbülü,
Ötünce seyreyle Yozgat ilini.
Âşığa naz yapan bozkırın gülü,
Tütünce seyreyle Yozgat ilini.

“Sürmeli” dinlerken durur ya zaman,
Değmeyin keyfime beyler el aman!
Sılayı, Çamlık’ta bir mavi duman,
Yutunca seyreyle Yozgat ilini.

Kara kış Yozgat’ın ebedî yâri,
Dört mevsim erimez dağların karı.
Gurbet yüklü yüreklerin efkârı,
Bitince seyreyle Yozgat ilini.

Hele bahar olsun, gelsin o demler;
Hele yağız atlar, tutmasın gemler…
Sulu kar altında sarıçiğdemler,
Yetince seyreyle Yozgat ilini.

Vakt erişip can gelince yazıya;
Yüz verilmez artık derde, sızıya.
Yanık kaval, koyunları kuzuya
Katınca seyreyle Yozgat ilini.⁠⁠
⁠⁠
Azade serpildim yâr kucağında,
Ham meyveydim piştim aşk ocağında,
Ebedi uykuya can toprağında,
Yatınca seyreyle Yozgat ilini.

Yusuf DURSUN /24.08.2017
Zeytinburnu/ İSTANBUL

SALI PAZARI

Salı’nın hazırlığı bir gün evvelden başlar,
Eşlik eder köylüye, şarkı söyleyen kuşlar,

Herkes bağda bahçede gün akşama dönünce,
Toplanır türlü mahsül Allah’ın verdiğince,

Çuval çuval fasülye, maydonoz, soğan, nane,
Elma, erik, cevizler; sayılır tane tane,

İstiflenir Süleyman emminin navgunata,
Gece yarısı sefer başlayacak Yozgat’a,

Herkes ısmarıç verir, gizli ya da aşikar,
Liste başı değişmez; kara zeytin, çay, şeker,

Küçük yengem beklerdi, mektup yazdırmak için,
Ucunu yakardı ya bilmezdim acep niçin,

İki saat uykuyla başlıyor seferimiz,
Arkamızdan dualar, mübarek zaferimiz.

Navgunatın üstünde yirmi yolcu giderdik,
Jandarmalar görmesin diye dua ederdik,

Muayenesi geçmiş, istiab haddi aşmış,
Yozgat’a girdik işte, feleğin aklı şaşmış,

Şükür sana Yarabbi, uğramadan nazara,
Daha gün ışımadan geliverdik pazara,

Yükleri indirirken ezan yeni okunur,
Nedendir bilmiyorum bana nasıl dokunur,

Bereket duasıyla tezgahları açardık,
Zabıta görününce ortalıktan kaçardık,

Kaçsan kime ne fayda ecrimisil keserdi,
Köylü devlete değil kaderine küserdi,

Derken başlardı pazar; “gel vatandaş elmaya”,
Beş kişi bakar geçer biri kalır almaya,

O da başlar fiyatı indirmek için lafa,
Birisi davet etsin müşteriyi insafa.

Hele küçük görünce verilen o zahmeti,
Kaybolur gider sonra, Yaradanın rahmeti,

Neyseki daha fazla, daha çok ehli vicdan,
Saatler ilerlerdi şişerdi bizim cüzdan,

Vakit öğlen olmadan pazarımız biterdi,
Rızkın kefili Allah, ısmarıça yeterdi,

Er mektubu gönderip, bekleyen az ötede,
Vergi keserler diye, göz ardında sotede,

Bekleyen navgunata tekrar istif olurduk,
O küçücük dünyada nasıl huzur bulurduk.

Rıza YORULMAZ / İSTANBUL