Sinirlenmeyen, hiç hata yapmayan bir insan var mıdır?
Muhtemelen hepimizin cevabımız aynı: Hayır.
Ambrose Bierce’in “Öfkeliyken konuşun; pişman olacağınız en iyi konuşmayı yapmış olursunuz” sözü, öfkenin ne kadar güçlü ama bir o kadar da dikkatle ele alınması gereken bir duygu olduğunu hatırlatır.

Çocukların büyürken öğrenmesi gereken en önemli becerilerden biri, öfkelenmemek değil; öfkesini tanımak ve doğru şekilde ifade edebilmektir. Çünkü öfke, engellenme karşısında ortaya çıkan son derece insani ve doğal bir duygudur. Asıl mesele bu duygunun varlığı değil, nasıl yaşandığı ve nasıl dışa vurulduğudur.Öfke çoğu zaman tek başına yaşanmaz. İlişkilerin içinde, başkalarıyla temas halindeyken ortaya çıkar. Bu yüzden en çok da sevdiklerimize öfkeleniriz. Günlük hayatta sıkça öfke ile saldırganlığı birbirine karıştırırız. Oysa aralarında önemli bir fark vardır: Öfke bir duygudur, saldırganlık ise bir davranış. Duygular kontrol edilmez, yaşanır; davranışlar ise öğrenilir ve yönlendirilir.

Çocuklarda öfke pek çok nedenle ortaya çıkabilir. Karşılaştırılmak, ihtiyaçlarının fark edilmemesi, haksızlığa uğrama hissi, aşırı baskı ya da kendini yetersiz hissetme… Tüm bunlar çocuğun iç dünyasında birikip öfke olarak dışa vurulabilir. Ve belki de en önemlisi şudur: Çocuklar bizi izler. Biz yetişkinler zorlandığımızda ne yapıyoruz? Sesimizi mi yükseltiyoruz, susup içine mi atıyoruz, yoksa sakinleşmenin bir yolunu mu buluyoruz? Çocuklar, duygu yönetimini en çok bu anlarda öğrenir.

Peki ebeveynler ne yapmalı? Her şeye izin verip kenara mı çekilmeli? Elbette hayır.

Bir çocuk öfkelendiğinde çoğu zaman ilk refleksimiz onu durdurmak olur. Susturmak, dağıtmak, düzeltmek isteriz. Oysa öfke, çocuğun “kötü” olduğu değil, zorlandığı anların sesidir. Her öfke patlamasının altında görülmek, anlaşılmak ve fark edilmek isteyen bir duygu yatar.Öfkeye alan açmak, her davranışı kabul etmek anlamına gelmez.
“Sinirlendiğini görüyorum ama vurmak yok.” diyebilmek hem şefkatlidir hem de sınır koyar. Çocuk bu cümleyle şunu öğrenir: Duygularım kabul ediliyor ama davranışlarımın bir çerçevesi var. Bazen temel ihtiyaçları hafife alıyoruz. Çocukların yeterli uyku alması, beslenmesi, oyun oynayabilmesi ve enerjisini boşaltabileceği alanlara sahip olması çok kıymetlidir.

Öfke anında uzun konuşmalar, öğütler ve açıklamalar pek işe yaramaz. Çünkü o anda çocuk öğrenmeye değil, duygusunu regüle etmeye çalışır. Önce sakinleşmek gerekir. Asıl öğrenme, fırtına geçtikten sonra başlar. Sakin bir anda “Seni ne kızdırdı?”, “Verdiğin tepki neye yol açtı?”, “Başka nasıl çözebilirdik?” diye birlikte düşünmek, çocuğun duygusal dünyasını büyütür.Ve unutmamamız gereken önemli bir nokta daha var: Çocuklar bizim ne söylediğimizi değil, öfkeliyken ne yaptığımızı öğrenir. Kendi öfkemizi fark edip düzenleyebildiğimizde, onlara da bunu öğretmiş oluruz.

Sevgili ebeveynler, öfke önemlidir. Ama her isteği yapmak da çözüm değildir. Tutarlı olmak, bazen çatışmak ve sonra konuşup anlamaya çalışmak sağlıklı bir ilişkinin parçasıdır. Çünkü çocuklar, duygularını bastırarak değil; anlayarak, ifade ederek ve paylaşarak büyürler.

Öfke bir sorun değil, bir işarettir.
Dikkatle bakarsak, bize çok şey anlatır.