12 Eylül askeri darbesi olmasaydı bu gün millet ve ülkü olarak hangi durumda olurduk acaba?

12 Eylül’e dair yaşanmışlıkları dinlediğimde çocuk yaştaydım.

Çocukça dünyamda çizilen resmin bir kenara siyah, diğer kenarı ise beyaz oldu.

Siyah olan tarafta yüzleri görünmeyen karanlık adamlar.

Beyaz olan tarafta ise idam sehpasına yürüyen günahsız gençler oldu.

Beyaz ve siyah arasındaki en derin çizgiyi çocuk yaşta ihtilal yıllarına dair yaşanmışlıklarda buldum.

Bu gün aradan geçen 38 yıl, yaşanmışlıkların çok da uzağında olmadığımızı gösteriyor.

Senaryo basit ve net; kardeşi kardeşe düşman etmek.

15 Temmuz…

Bu senaryonun farklı tesiri değil miydi?

Ayrıştır ve çatıştır!

Senaryonun oyuncuları ise hep biz olduk.

Kardeşi kardeşe kör bakacak kadar etkili bir senaryonun girdabında savrulduk yıllarca.

Bu gün değişen ve gelişen Türkiye’de, çağın gereklerine göre senaryolar hazırlanıyor.

Ve artık şunu çok iyi biliyoruz; BATI denilen alçak yapı, her vakit Haçlı duruşundan taviz vermedi.

O Haçlı, dün de bu gün de yarın da Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun tek sahibi olan Türk Milleti üzerindeki planlarını her vakit değişik zaman ve senaryolarla uygulayacak.

Dün günahsız insanları bir birine düşüren, o insanların idam sehpasına yürümesinin kararını veren ve o kararı uygulayanlar bu ülkenin çocukları.

Bu gün onlar için yapacağımız çok fazla bir şey yok duadan başka.

Ancak yarın için onların yaşadığını unutmadan 15 Temmuz’u görmek, onların başına gelenlerin nedenleri üzerinden yarınları planlamak gerekiyor.

Unutmamalı ne Kahpe Eylülleri ne de senaristlerini.