Bazen bir şehri anlatmak için meydanlarına, binalarına ya da sokaklarına bakmak yetmez. Bir şehri anlamak için o şehir için sessizce çarpan kalpleri dinlemek gerekir. İşte bugün Yozgat’ı konuşurken biraz da o sessiz kalplerden söz etmek istiyorum.
İsimleri çok bilinmeyen, fotoğrafları gazetelere çıkmayan, sosyal medyada paylaşımları yapılmayan insanlar var. Ama Yozgat’ta bir problem olduğunda, bir hemşehrinin başı sıkıştığında, bir iş çözülmesi gerektiğinde ilk devreye girenler çoğu zaman onlar oluyor.
Onlar aslında bu şehrin isimsiz kahramanlarıdır.
Bir öğrencinin bursuna aracılık eden…
Bir hastanın tedavisi için kapı kapı dolaşan…
Bir gencin iş bulması için telefonlara sarılan…
Bir köydeki ihtiyacı sessizce gidermeye çalışan…
Çoğu zaman kimse bilmez. Bilinmesini de istemezler zaten.
Yozgat hakkında zaman zaman duyduğumuz bazı cümleler vardır:
“Bizden bir şey olmaz.”
“Yozgatlı Yozgatlıya uzak olur.”
“Vefa azdır.”
Oysa yıllardır gazetecilik yaparken gördüğüm hakikat şudur: Bu sözlerin çoğu gerçeğin tamamını anlatmaz.
Çünkü perde arkasında bambaşka bir Yozgat vardır.
Ben yaklaşık çeyrek asırdır bu şehrin insanlarını gözlemliyorum. Nice insan tanıdım ki yaptıklarını anlatmayı bırakın, bilinmesinden bile rahatsız olur. Birine yardım eder ama adının yazılmasını istemez. Bir sorunu çözer ama “Bunu haber yapmayın” der.
İşte Yozgat’ın gerçek hikayesi biraz da burada saklıdır.
Bu şehir yalnızca sınırlarından ibaret değildir.
Yozgat yalnızca Yozgat’ta yaşayanlardan ibaret değildir.
Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de…
Almanya’da, Avusturya’da, Hollanda’da…
Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında kalbi Yozgat için atan hemşehrilerimiz var.
Bir telefon gelir.
“Tarık Bey, Yozgat’ta bir öğrenci varmış, durumu zor.”
“Şu köyde bir aileye yardım ulaştırabilir miyiz?”
“Şu gencimize sahip çıkalım.”
Bazen bir isim çıkar karşınıza, bazen de sadece bir iyilik…
Ama çoğu zaman o iyiliğin sahibini kimse bilmez.
Aslında bu durum bize Anadolu’nun kadim bir sözünü hatırlatır:
“İyilik yap denize at, balık bilmezse Halık bilir.”
Yozgat’ın mayasında biraz da bu vardır.
Bu topraklar, sadece vatanını seven insanların değil; insanı seven insanların da yetiştiği topraklardır. Çünkü aslında vatan sevgisi insan sevgisiyle başlar.
İnsanı seven;
ağacı da sever,
toprağı da sever,
hayvanı da sever,
memleketini de sever.
Bir milleti güçlü yapan da zaten budur.
Belki biz bu duyguları çok fazla anlatmayı, çok fazla görünür kılmayı becerememişizdir. Belki de iyiliği sessizce yapmayı tercih etmişizdir.
Ama gerçek değişmez.
Yozgat’ın görünmeyen ama güçlü bir dayanışma ağı vardır.
Sessiz ama derin bir vefası vardır.
Ramazan ayı da tam böyle zamanlarda bu hakikati yeniden hatırlatır.
Sofralar kurulurken, bir tabak fazla koymanın anlamını…
Bir kapıyı çalmanın değerini…
Bir gönle dokunmanın bereketini…
İşte tam da bu yüzden Ramazan, sadece oruç tutulan bir ay değildir. Aynı zamanda kalplerin birbirini hatırladığı bir aydır.
Belki de bu Ramazan’da yapmamız gereken en önemli şeylerden biri şudur:
Birbirimizin değerini yeniden hatırlamak.
Çünkü bir şehir yalnızca yollarıyla, binalarıyla büyümez.
Bir şehir insanıyla büyür.
Ve inanıyorum ki Yozgat’ın en büyük gücü de işte o görünmeyen, sessiz ama samimi kalplerdir.
Belki isimleri bilinmez.
Ama bilin ki bu şehir hala onların omuzlarında yükseliyor.
Ramazan’ın bereketiyle…
İnsan sevgisinin sıcaklığıyla…
Ve memleket sevdasının sarsılmaz gücüyle…
Yozgat’ın kalbi, dünyanın neresinde olursa olsun hala birlikte atıyor