Esnaf odaları sadece bir unvan mı, yoksa bir vicdan terazisi mi? Anadolu’nun kalbinde, Yozgat’tan yükselen bir soru: Koltuk mu büyütür insanı, yoksa insan mı koltuğu?
Bazen insan geçmişine dönmek ister…
Ben de bugün öyle yaptım.
Mesleğe ilk başladığım yıllar… Esnaf odaları, sendikalar, STK’lar… Hepsi iç içe, hepsi birbirine benzer, ama bir o kadar da farklı. Aynı isimler, farklı anlayışlar… Uzun yıllardır koltukta oturan başkanlar, bir yanda yeni seçilmiş, heyecanı gözlerinden okunan genç isimler…
O günlerde anlamakta zorlanmıştım.
“Bu kadar yapı, bu kadar isim… Hepsi neyi temsil ediyor?” diye sormuştum kendi kendime.
Bugün anlıyorum ki mesele isim değil…
Mesele niyet.
Bakkallar Odası, Berberler Odası, Şoförler Odası, Kahveciler Odası…
İsimler farklı olabilir. Ama aslında hepsinin yönü aynı:
Esnafın derdine derman olmak.
Peki gerçekten öyle mi?
İşte tam burada durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü koltuk dediğimiz şey, dışarıdan bakıldığında bir makam gibi görünür.
Ama aslında bir imtihandır.
Esnaf odası başkanı olmak…
Bu sadece bir unvan değildir.
Bu;
* Dükkanını siftahsız kapatan esnafın derdini hissetmektir.
* Borcunu ödeyemeyen bir babanın sessiz çığlığını duymaktır.
* Çırak yetiştiremeyen ustanın yalnızlığını anlamaktır.
Yani kısacası…
O koltukta oturmak, herkesten önce insan olmayı gerektirir.
Ama ne yazık ki…
Seçimden önce “hakkaniyet” diyenlerin, seçimden sonra “ben” demeye başladığını çok gördük.
Seçim meydanlarında “biz” olanlar, koltuğa oturunca “ben”e dönüşebiliyor.
İşte tehlike tam burada başlıyor.
Çünkü makam, insanı büyütmez…
Makam, insanın içindekini ortaya çıkarır.
Eğer içinde vicdan varsa, o koltuk seni büyütür.
Ama eğer içinde kibir varsa…
İşte o zaman o koltuk seni küçültür.
Ve en acısı ne biliyor musunuz?
İnsan bunu çoğu zaman geç fark eder.
Görev bittiğinde…
Telefonlar susmaya başladığında…
Kapılar eskisi gibi açılmadığında…
İşte o zaman anlar insan:
Asıl olan koltuk değilmiş.
Yozgat gibi Anadolu şehirlerinde bu mesele daha da derindir.
Çünkü burada insanlar makamdan çok, adamlığa bakar.
Sözden çok, duruşa bakar.
Burada bir başkan, sadece başkan değildir.
Ağabeydir, yol gösterendir, bazen dert ortağıdır.
O yüzden küçük gibi görünen o koltuklar…
Aslında çok büyük sorumluluklar taşır.
Bir oda başkanının attığı imza, bazen bir esnafın kaderini değiştirir.
Bir cümlesi, bir şehrin havasını etkiler.
Yani mesele sandığımızdan çok daha büyüktür.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu net görüyorum:
Bu memlekette koltuklar büyük değil…
O koltuklara oturan insanlar büyüktür.
Eğer siz o koltuğu bir hizmet kapısı olarak görürseniz,
O koltuk sizi yüceltir.
Ama eğer o koltuğu bir güç alanı olarak görürseniz,
İşte o zaman hem kendinizi hem temsil ettiğiniz insanları küçültürsünüz.
Buradan bir sözüm var…
Bugün esnaf odalarına seçilen herkese,
Genç başkanlara, tecrübeli isimlere…
Şunu unutmayın:
Vicdanınızı kaybettiğiniz an,
Kazandığınız her şey aslında kayıptır.
Ama vicdanla attığınız her adım,
Sizi de büyütür, temsil ettiğiniz makamı da.
Çünkü bu dünya…
Ne koltukla başlar,
Ne koltukla biter.
Geriye sadece şu kalır:
İnsan gibi yaşadın mı,
Yoksa sadece bir koltukta mı oturdun?
Vesselam.