2011’de başlayan Suriye iç savaşının üzerinden tam 11 yıl geçti. Savaş tüm bölge coğrafyasını kana, gözyaşına ve acıya boğdu. Suriye savaşı 2017 yılı itibariyle askeri açıdan bitmiş bulunuyor. Suriye bugün siyaseten parçalanmış; ekonomik ve sosyal sorunların pençesinde yaşamak durumunda kalan bir ülkeye dönüştü. Başta Amerika olmak üzere Türkiye’nin de destek verdiği batılı devletlerin Suriye rejimini çökertme hedefi 2015 yılında oyuna dahil olan Rusya’nın askeri desteği sonucunda hüsranla sonuçlandı. Türkiye açısından 2011 öncesinde dost bir ülke olarak nitelenen ve pasaportsuz bir biçimde gidilebilen bir ülke olan Suriye maalesef Türkiye açısından bugün için düşman ve kaybedilmiş bir ülke konumuna geldi. Suriye rejimini değiştirme ve Şam’da ihvancı bir hükümet kurma hedefi bugün için ülkemizi dünyanın en çok sığınmacı barındıran ülkesi haline getirdi. Türkiye , Suriye konusunda uyguladığı yanlış dış politikanın tüm acı sonuçlarını bugün i en derin bir biçimde yaşıyor. Ülkemizde var olan sığınmacı sorunun oluşturduğu sosyal ve ekonomik sorunlar var olan toplum düzenini de sarsıyor. İşte tam bu noktada Dışişler Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun geçen hafta içerisinde basına verdiği bir demeçte Türkiye’nin desteklediği muhalefet ile Suriye rejimi arasında bir uzlaştırmayı amaçladığı çabası meseleyi farklı bir noktaya götürdü. Bu haberin duyulması sonrasında Türkiye’nin hakimiyeti altında bulunan Suriye şehirlerinde Türkiye’ye dönük protesto gösterileri düzenlendi. Türkiye- Suriye ile yeniden diplomatik temaslara başlar ise bu Suriye meselesi açısından ne getirir sorusunu mutlaka değerlendirmek durumundayız.

Öncelikle Türkiye’nin Suriye muhalefeti ile Suriye rejimini uzlaştırma çabasının gerçekçi olmadığını söylemek durumundayız. Zira Suriye muhalefeti askeri açıdan savaşın kaybeden tarafı olduğu gibi ideolojik açıdan da siyasal İslamcı gruplardan oluşuyor. Bu grupların İdlip başta olmak üzere yerleştikleri merkezlerde kurdukları düzen tamamen dışa kapalı katı siyasal İslamcı ve selefi bir anlayışa dayanıyor. İşid ve El-Nusra gibi unsurlarında bulunduğu bu grupların hem bölge hem de Türkiye için tehdit teşkil ettiği çok açık bir biçimde görülüyor. Ayrıca Rusya’nın da Türkiye ile Suriye rejimini bir araya getirme hedefi ile de Türkiye’nin desteklediği radikal İslamcı grupların bu amaca hizmet etmesi mümkün gözükmüyor. Bu açıdan Suriye meselesi noktasında Türkiye tam bir yol ayrımında bulunuyor.

Ya 11 yıldır uygulanan ve iflas etmiş olan politika sürdürülecek ya da Suriye üzerinden tüm bölgesel ilişkiler yeniden inşa edilecek. Bu noktada Türkiye’nin bir yol haritasına ihtiyacı olduğu çok açık bir biçimde ortada duruyor. Bu yol haritasındaki maddeler kanaatimizce şunlar olmalı: 1) Türkiye Suriye Hükümeti ile diplomatik açıdan açık ve şeffaf bir diyalog zeminine geçmeli. Her iki ülke de karşılıklı bir biçimde büyükelçiliklerini tekrar açmalı ve diplomatik süreci hızlandırmalıdır. 2) Türkiye ile Suriye arasında gerçekleştirilecek olan müzakereler sonucunda başta Suriyeli sığınmacıların ülkelerine dönmesi meselesi konuşulmalı ve süreç aşamalı bir biçimde neticelendirilmelidir.3) Türkiye Suriye’nin yeniden inşasında rol üstlenmeli ve özellikle alt yapı projelerinin hayata geçirilmesi hususunda özellikle müte- ahhitlik alanında destek sunmalıdır. 4) İdlip başta olmak üzere Suriye’de Türkiye nüfuz alanında bulunan tüm radikal gruplar öncelikle silahsızlandırılmalı; silahsızlandırılmaya direnen gruplar askeri yöntemler ile Suriye Hükümetinin desteğinde ortadan kaldırılmalıdır.5) Türkiye Suriye Rejimi ile Suriyeli Kürtler arasında taraf olmaktan uzaklaşmalı her iki tarafın da demokratik bir biçimde müzakere etmesinin yolunu açmalıdır. 6) Türkiye’nin Kuzey Suriye’de var olan yapılara dönük bugün uyguladığı askeri yöntemlere dayalı strateji Türkiye’nin ulusal güvenliğine zarar vermektedir. 7) Türkiye Suriye’de var olan Kürt unsurlar ile savaşmak yerine bölgesel ağırlığını kullanarak Kürt unsurları yanına çekmeli böylece hem İran hem de ABD karşısında bölgesel güç konumunu güçlendirmelidir. Yedi madde de özetlediğimiz yukarıdaki başlıklar Türkiye açısından hayati derecede önemlidir. Türkiye Suriye bataklığından bir an evvel çıkmalı ve bundan sonraki süreçte Orta doğu da var olan meselelere daima daha mesafeli olmalıdır. Suriye iç savaşı unutulmamalıdır ki Suriye’den sonra en fazla zararı Türkiye’ye vermiştir. Ülkemizin Suriye prangasından kurtulup yeniden bir Anka kuşu gibi küllerinden doğarak havalanmasının vakti gelmiştir. Elbette Suriye iç savaşının yol açtığı acıların unutulması pek mümkün olmasa da gelecek nesillerin savaşsız bir coğrafyada yaşaması adına Türkiye’nin atacağı adım bölgesel barış adına hayati önemde olacaktır. Umarız barış adına atılacak olan bu adımı yakın bir zamanda görür ve bundan sonraki on yıllarda savaş yerine bölgesel barışının inşası adına atılacak olan adımları konuşuruz.