DÜNDEN DEVAM
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi, Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
Fethedemedik yâ MUHAMMED,
Senelerdir!
* * *
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği!
* * *
Bayram yaptı yabanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!
* * *
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey NEBÎ,
Yabanların gözünde kalacaktı!
* * *
Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
"Hû Hû"lara karışsın
Âminler.
Mübârek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler!
* * *
Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar taşlar,
Kâfile kâfile, kervan kervan
Şimâle giden yoldaşlar?
* * *
Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
* * *
Şu Tekbîr getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir...
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi...
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!
* * *
Şu kuytu, cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva -ki bilinmez,
Kuşları hüdhüd müdür,
Güvercin mi, kumru mu?-
Kuşlarını bir sabah,
Medîne’ye uçurdu mu?
* * *
Ey Abvâ'da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hâtıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!
* * *
Dinleyene, hâlâ,
Çöller ses verir:
'Yâleyl!' susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kasîde söyler Bedir.
Sen de, bir hac günü,
Başta MUHAMMED, yanında Ebûbekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!
* * *
Ebûbekir’de nur, Osman’da nurlar...
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin önünde eğilir surlar.
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar...
* * *
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
Yerde kalmazdı ruh... Kanatlıydı.
* * *
Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"Hû Hû"lara karışsın
Âminler.
Mübârek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler!
* * *
Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ MUHAMMED, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdem oğullarına!
* * *
Yüreklerden taşsın
Yine, îmanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîrini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân’ı göznûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar!
* * *
Naatını Gâlip yazsın,
Mevlîd’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
* * *
Gel, Ey MUHAMMED, bahardır.
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır! ..
Hacdan döner gibi gel;
Mi'rac’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!
* * *
Bulutlar kanad, rüzgar kanad;
Hızır kanad, Cibrîl kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezanlarını Dâvûd okusun!
* * *
Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
"Hû Hû"lara karışsın
Âminler..
Mübârek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler!
Arif Nihat ASYA