İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.

Çocuk denilecek yaşta insanı yaşatmak adına ortaya konulan Kızıl Elma ülküsünün varlığını yürekten hissetmiş, o kısmete erişmiştim.

Devlet ne ola ki!

Peki ya Bayrak!

Vatan?

Tüm bunların ötesinde TÜRK ne demekti!

Bunun gibi daha pek çok mefkure.

Ve zaman, Kızıl Elma’nın önce yaşadığım ailede, evin dışında toplumsal ilişkilerde, onun ötesinde yaşadığım yerde, ülkede ve dünyada bir hedef çizmekti.

İyi bir insan, inançlarını yaşayan bir vatansever, devletine faydalı işlerin adamı (yani devlet adamı), hülasa TÜRK’ün varlığını değerli kılan İslam Sancaktarlığı!

Tüm bunları 11-12 yaşlarında beyninize, ruhunuza, kalbinize bir mıh gibi saplıyor, bir çeliği kazır gibi kazıyorsunuz.

Ve zaman devleti yaşatmanın önce insanla olacağı gerçeğini öğretiyor.

Ölünecekse vatan için, o vatanın ‘Devlet Ebed Müddet’ kılmak adınaölmek.

O devletin çatısı altında insanları yaşatmak adına ölmek.

Az sonra konuşacağımız konuyu paylaştığımda, şuana kadar sarf ettiğim cümlelerin fazlasıyla ciddiyet taşıdığı düşüneceksiniz.

Ki, niyetim de insanı yaşat ki devlet yaşasın düsturunun manasını ortaya koyabilmek, derinlerdeki muhteviyatına temas etmek.

Devletin valisi, Yozgat Valisi Sayın Ziya Polat, önceki akşam bir paylaşımda bulundu.

O paylaşım:

- İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Kimse dışarıda kalmasın diye. Havaların soğuduğu bu günlerde kimsesiz, sokakta kalan ve barınma ihtiyacı olan vatandaşlarımız için lütfen bizi haberdar edin. 0 552 805 76 97 - 0 354 212 42 91.

Neredeyse her kış öncesi bu konuyu dilim döndüğünde ifade etmeye, kimsesiz insanlarımız üşümeden önce insanlığımızı titretmeye çalışırım.

Bu kış, devletimizin valisi Sayın Polat, bu durumu geniş kitlelere duyurmak adına çok kıymetli bir çağrıda bulundu.

Sokakta, kimsesiz, sahipsiz insanlar ve yine aynı soğuk dünyayı paylaşan diğer canlılar.

Canı acıyan, insanın derdiyle dertlenen, sokağın dondurucu soğuğunu hissedebilmiş bir beden, o bedenin vicdan yüklü bir kalbi bu çağrıda bulunabilirdi.

Ki, bir şehrin valisinin bu duyarlılığını ziyadesiyle önemli buluyorum.

Neden mi, çok fazla uzatmayayım Sevgili Dostlar, Kıymetli hemşerilerim.

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın çağrısının altındaki hakiki duyguyu şu cümleler çok daha net anlatıyor.

(Lütfen insanlar üşümeden insanlığımızı titretelim…)

- Hz. Ali anlatıyor: "Bir gün Ömer'i, binekli olarak ve telaş içinde, hızlı hızlı giderken gördüm; "Ya emire'l-müminin nereye gidiyorsun?" diye sordum. "Devlete ait develerden biri kaçmış, onu aramaya gidiyorum" diye cevap verdi. O zaman ben: "İnan ki, senden sonra bu milleti idare edecek olanlara ağır bir yük bırakıyorsun! Herkes senin yaptığını yapamaz!" dedim. Bunun üzerine şöyle konuştu: "Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamı, hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa (yahut bir kurt bir koyunu kapsa) korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer'den sorulur!" "Kenar-ı Diclede bir kurt kapsa koyunu, Gelir de adl-i ilâhi Ömer'den sorar onu!"