Haftanın ikinci gününde biraz siyaset konuşalım dedik ya… Hani şu Ankara’dan seçim vakti arayıp da “Yozgat’ta hava ne?” diye soranlar var ya… Aslında sorunun cevabını merak ettiklerinden değil. Kendi kafalarındaki tabloyu teyit etmek isterler. Yozgat’ı ölçerler ama çoğu zaman Yozgat’ı anlamazlar.
Şunu açık söyleyeyim, Anadolu siyaseti artık kimlik üzerinden değil, doğrudan mutfak üzerinden okunuyor. Eskiden sandığa giderken gönül ağır basardı, şimdi cüzdan ağır basıyor. Siyasetin kalbi artık ekonomiyle atıyor demek klişe gibi durabilir ama mesele bundan ibaret değil. Bu kez insanlar yoksul değil; yoksullukla ya da daha farklı bir ifade ile “yoksunlukla” mücadele ediyor.
Aradaki fark ince ama yakıcı.
Bir milyon liranız olsa bugün ne alırsınız? İyi bir araba mı? Zor. Bir ev mi? Hayal. İkisini birlikte zaten düşünmeyin. Peki ortalama bir maaşla insan ev ve araba hayaline ne kadar sürede ulaşır? Bunun matematiği yok. Çünkü denklem sürekli değişiyor. Sanki bir sihirli el dokundu da Türkiye’de orta direk diye bir kavram tarihe karıştı. Artık ya zenginsiniz ya da umutla taksit hesaplayanlardansınız. Yoksul demiyorum bakın yoksun umutlarından yoksun hayallerinden yoksun...
Anadolu’da kahve köşelerinde konuşulan siyaset ideoloji değil; kredi faizi. Çiftçi mazotu konuşuyor, esnaf kira artışını, emekli bayram ikramiyesini… Ama kimse yüksek sesle “Bu para hangi yaraya merhem?” diye soramıyor. Bayram ikramiyesi bin lira olsa ne olur, beş bin lira olsa ne olur? Bir torba temel gıda, bir iki fatura… Sonra yine başa sar.
Emekli görünmüyor artık. Asgari ücretli ise ayın sonunu değil, haftanın sonunu hesaplıyor. İnsanların en temel hayali “bir ev, bir araba” idi. Şimdi o hayal “borçsuz bir ay geçirmek” oldu. Bu dönüşüm sessiz ama derin.
Gelelim partilere…
Cumhuriyet Halk Partisi kendi içinde bir türlü sakin bir liman olamadı. Kutuplar, klikler, iç çekişmeler… Anadolu seçmeni karmaşayı sevmez. İstikrar arar. Son dönemdeki yolsuzluk iddiaları, parti değiştirmeler, belediye başkanlarının saf değiştirmesi güven duygusunu zedeliyor. Seçmen şunu soruyor: “Kendi içinde uzlaşamayan, ülkeyi nasıl uzlaştıracak?”
Cumhur İttifakı cephesinde ise “Türkiye Yüzyılı” ve terörsüz bir ülke vizyonu var. Devlet aklına güven duyan geniş bir kesim hala umutlu. Ben de terörsüz bir Türkiye idealinin gerçekleşmesini isteyenlerdenim. Ancak Anadolu insanı temkinlidir. Bir elinde umut, diğer elinde soru işareti taşır. “Ya işler planlandığı gibi gitmezse?” diye içten içe düşünür. Çünkü bu millet çok defa umutla başlayıp hayal kırıklığıyla biten hikayeler gördü.
Peki iki büyük blok dışında umut olabilecek bir siyasi irade var mı?
Aslında mesele tam da burada düğümleniyor. Belki de sorun, umudu sürekli bir siyasi partiye bağlamamızda. Oysa umut dediğimiz şey vatandaşlık bilinciyle, ahlakla, üretimle, dayanışmayla güçlenmeli. Siyaset üstü bir duruşa ihtiyaç var. Ama kabul edelim; bugünün Türkiye’sinde bu kolay değil.
Anadolu’nun ruhu sabırlıdır ama sonsuz değildir. Yozgatlı kolay kolay isyan etmez; önce içine atar, sonra sandığa atar. Ankara’nın çözemediği tam da bu. Yozgat’ı sadece oy oranıyla ölçerseniz yanılırsınız. Buradaki değişim önce gönülde başlar, sonra sessizce yön değiştirir.
Yarın ne olur?
Kesin konuşmak zor. Umutsuz olmak istemem. Bu millet çok badire atlattı. Ama bile bile yoksunluk hissini derinleştiren her karar, sandıkta mutlaka bir karşılık bulur. Anadolu insanı sabırlıdır dedik ama hafızası da kuvvetlidir.
Belki de asıl soru şu; bu millete yoksunluğu reva gören akıl gerçekten neyi hedefliyor? Eğer hedef daha güçlü bir Türkiye ise bunun yolu önce insanın omzundaki yükü hafifletmekten geçer.
Ankara hala Yozgat’ı merak ediyor ya…
Aslında Yozgat’ın sorduğu soru daha derin:
“Bizi duyan var mı?”