“Kendi düşen ağlamaz” sözü, sadece bir atasözü değil; insanın iradesiyle yaptığı tercihin bedelini hatırlatan sert bir hayat gerçeğidir. Uyarıldığı hâlde bildiğini okuyan, nasihati küçümseyen, aklı ve vicdanı devre dışı bırakan insan; düştüğünde feryat etmeye yüz bulamaz. Çünkü o düşüş, kaderin değil, tercihin sonucudur.
İnsan çoğu zaman hatasını başkasında arar. Şeytanı, çevreyi, kaderi suçlar. Oysa Kur’an açıkça uyarır:
“Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir.” (Şûra, 30)
Bu ayet, sorumluluğu doğrudan insana yükler. Yanlışı bile bile seçen, harama göz yuman, kibirle yürüyen, haddi aşan kişi; sonuç geldiğinde mazlum rolü oynayamaz. Çünkü Allah zulmetmez, kul kendine zulmeder.
“Kendi düşen ağlamaz” demek, merhametsizlik değildir. Aksine bu söz, insanı aklını kullanmaya, adım atmadan önce düşünmeye çağırır. Nasihat kapısını kapatanın, şikâyet kapısını çalması samimiyetsizliktir. Zira Peygamber Efendimiz (sav) buyurur:
“Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışan kimsedir.” (Tirmizî)
Bugün nice insan, yanlış ilişkilerin, haram kazancın, kibirli duruşun, nankörlüğün bedelini öderken hâlâ kendini haklı görmektedir. Oysa düşüş tesadüf değil; ısrarla yürünmüş bir yolun sonudur.
Vesselam; insan, düşmeden önce düşünmeli, ağlamadan önce kendine sormalıdır:
“Bu yola neden girdim?”
Çünkü herkes kaderini yaşar ama herkes kaderini aynı şekilde yazmaz.
Ve evet; kendi düşen ağlamaz, ibret alırsa ayağa kalkar.