7 Ocak 2002'de Âlem-i Cemâl'e vuslat için Hakk'a yürüyen Şeyhzâde Ahmet Efendi Hazretleri'ni (k.s.) vefâtının 24. yılında rahmet, hasret ve Fâtihalarla yâd ediyoruz.
Şeyh Edebalı’nın dediği gibi “İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğup akşam ezanında ölürler…” İnsanlar vardır, semânın dilinden ilham alarak konuşur ve yürekleri fethederler. Meskeni gönül bahçesi olan bu güzel insanlar, diri bir yürek kaldıkça unutulmazlar. Onlar; bulundukları yerlere maddî-mânevî nice güzellikler kazandırır, çevresindeki insanların gönül dünyasını nurlandırır, meskûn oldukları şehirlere rûhânîyet verir ve bulundukları bölgeleri şereflendirirler. Bu sebeple olsa gerek ecdâdımız; “Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn” demişlerdir.
Zamanı ve mekânı şereflendiren bu güzel insanlardan mânâ sultânı olanlar; gönülleri Mekke’nin Tevhid nûru ve Medîne’nin “Gül” kokusuyla mayalamış, yağmur misâli herkesin yüreğine rahmet olup yağmış, sevdâ ufuklarına mânevî bir güneş gibi doğmuş, irfan geleneğimizin semâvî aydınlığında kalplere irtifâ kazandırmış, “ilim, irfan, hikmet, hâl ve irşât” ile ruhlarda çerağ uyandırmış; ülfet, muhabbet ve sohbet halkasına girenleri Rahmânî bir aşkla sonsuzluk âlemine kanatlandırmışlardır.
Bu gönül süvârîlerinden bâzılarının ismi bulunduğu şehirlerle öylesine özdeşleşmiştir ki, yaşadığı veya medfûn olduğu yere damgasını vurmuş yahut bu şehirler hatırlandığı ya da zikredildiği zaman, akla hemen o mübârek zâtların ismi gelmiştir. Eyüp Sultan’la nurlanan İstanbul, Yunus Emre’yle anılan Eskişehir / Mihalıççık / Sarıköy, Hacı Bayram’la hatırlanan Ankara, Emir Sultan’la mayalanan Bursa, Mevlânâ ile özdeşleşen Konya, Aziz Mahmûd Hüdâyî’yle ziynetlenen Üsküdar, Âhî Evrân ile şekillenen Kırşehir, Hacı Bektaş’la aynîleşen Nevşehir / Hacı Bektaş, İznik’le bütünleşen Eşrefoğlu Rûmî ve daha nice büyük zâtlar bulundukları yerleri ve yaşadıkları zamanı varlıklarıyla şereflendirmişlerdir.
İşte bu güzel insanlardan birisi de Fahr-i Kâinât Efendimiz(s.a.v.)’in her hâlini davranışlarına taşıyan, kalplere “Gül” yaprağıyla sevgi döşeyen ve Asr-ı Saâdet’ten günümüze gönderilmiş ‘bir nübüvvet mektubu’ olarak Yozgat’ın gönül dünyasına güneş olup ışıyan Ahmed Şevki Ergin Hoca Efendi (k.s.)’dir. Herkesin ortak kanaati odur ki; Şeyhzâde Ahmet Efendi (k.s.), “Altın Silsile” olarak tâbir edilen mürşîd-i kâmiller kuşağının son halkalarından birisi ve irfân geleneğimizin Yozgat’taki en mümeyyiz temsilcisidir. Ahmet Efendi Hazretleri; Cenâb-ı Allah’ın nusreti, Dedikhasanlı Şâkir Efendi ve diğer mürşidlerinin himmetiyle; “nefsi tezkiye, kalbi tasfiye” diye târif edilen tasavvuf yolunda nice mânevî mertebeler kat etmiş ve ikmâl ettiği seyr-ü sülûk sâyesinde -bir kâmil zâtın tâbiriyle- “Yeryüzünde insanların imrendiği, gökyüzünde meleklerin gıpta ettiği” çok muallâ bir makâma yükselmiştir.
Tasavvuf; nefsin terbiye edilerek insan-ı kâmil olma istikametinde mesâfe katedilmesi esasına dayanan eğitim bilgisi ve metodunu hâvi; îman, irfan, aşk ve şevk ikliminde yaşanan derûnî bir kemâlâttır. Tasavvuf; Allah(c.c.)’a tam bir teslîmiyet içinde bulunulması, her an Allah(c.c.)’la birlikte olunması, insanı Allah(c.c.)’tan uzaklaştıran her şeyden âzâde kalınması, Allah Resûlü(s.a.v.)’nün Sünnet-i Senîyyelerine titizlikle uyulması, kulun “alâ hulûkin ‘azîm”i örnek alarak ahlâklanması, Rızâ-i Bârî’ye erişmek için sâlih amel işlenmesi, zühd ve takvâda derinleşilmesi, vaktin Zikrullâh’a vakfedilmesi, kalbin maddîve mânevî kirlerden arındırılması, rûhun nurlandırılması prensiplerini “bire bir eğitim” temelinde gerçekleştiren İslâm’ın çok özel bir parantezidir. Tasavvuf; “kâl” ile değil “hâl” ile yaşanan, bâtınî âlemdeki mânevî yolculuk aşamalarıyla gerçekleşen, “Mutlak Hakîkat”e vuslat gâyesine mâtuf olan ve “Vahdet Makâmı”na ulaşmayı hedefleyen bir “ilm-i ledün”dür. Tasavvuf; sözle anlatılamayan ve anlaşılamayan, mürşit rahlesinde tedris edilen ve ancak yaşanarak öğrenilebilen “bir aşk iklimi” ya da daha açık bir ifâdeyle söyleyecek olursak; “İlâhî aşkla yaşanan bir hayat tarzı”dır. Bidâyette de ifâde ettiğimiz gibi bu kutlu yolun mümtaz temsilcilerinden birisi de Yozgat’ın mânevî mîmârı olan Şeyhzâde Ahmet Şevki Ergin Hoca Efendi(k.s.)’dir.
SÜRECEK