En son iki hafta evvel Türk- Amerikan ilişkilerine dair kaleme almış olduğum yazımda ABD’nin çok yakın bir zamanda Türkiye’ye dönük askeri ve ekonomik yaptırım kararlarını hayata geçirmeyi planladığından da söz etmiştim.
Üç gün önce ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in diplomatik teamüllere aykırı bir biçimde Türkiye’yi kameralar önünde yaptırım uygulamakla tehdit etmesi ve Başkan Trump’ın attığı bir mesajla bu mesajı onaylaması Türk- Amerikan ilişkilerinde var olan gerilimi tamamen ortaya çıkarmış oldu. Bu gerilimin temel sebeplerinden biri olan Rahip Brunson’un ev hapsine alınmış olması dahi bu gerilimi azaltmadı.
Peki İki ülke arasında diplomatik ve hukuki bir krize sebep olan Rahip Brunson ‘ı bu derece önemli kılan ne? Rahip Brunson 22 yıldır Türkiye’de yaşayan ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunan bir Protestan din adamı. Brunson 9 Aralık 2016 tarihinden itibaren FETÖ ve PKK ile ilişkisi olması sebebiyle tutuklandı ve geçen haftaya kadar yaklaşık 22 ay boyunca hapishanede tutuklu kaldı. Brunson şu an ev hapsinde bulunsa da kendisi hakkında düzenlenen iddianamede kendisine dair son derece ağır suçlamalar yer alıyor. Özellikle 15 Temmuz öncesinde FETÖ mensubu kişilerle bir çok kez görüştüğü özellikle örgütün üst düzey imamları ile bağlantı halinde olduğu savcı tarafından iddianamede öne sürülmekte. Bu tip ilişkiler eskiden cemaat olan şu an FETÖ olan yapı için son derece olağan çünkü eskiden cemaat veya hizmet hareketi olarak nitelenen bugün FETÖ olarak görülen yapının daima arkasında ABD vardı.
FETÖ yapılanması bugün dünyanın dört bir yanına yayılabilmişse bunun arkasında ABD’nin desteğinin olmaması düşünülemez. Bugün gelinen noktada Brunson’ın 12 Ekim’e kadar ev hapsinde kalması gerekiyor.
12 Ekim’deki mahkemede Brunson’ın tutukluğu devam eder ise bu ikili ABD ile olan ilişikler kopma noktasına gelecektir. Kanaatim o ki 12 Ekim’de Rahip Brunson’ın tahliyesine karar verilip ev hapsi sonlandırılabilir. Bunu iki devlet arasındaki kapalı kapılar arkasında gerçekleşecek olan görüşmeler belirleyecek. Türk- Amerikan ilişkilerini çıkmaza sokan sadece Rahip Brunson değil; başta Kuzey Suriye’deki Amerikan varlığı, S-400 hava savunma sistemi alımı, İran ile ilişkiler, Halkbank davasında çıkacak olan tazminat kararı, Gülen’in iadesi meselesi bütün bu konularda Türk- ABD ilişkileri kilitlenmiş durumda. ABD Senatosunda Türkiye’ye dönük ekonomik ambargo tasarıları görüşülüyor ve bu tasarılar şu an için sembolik mahiyette olsalar da ilerleyen süreçte Türkiye’yi mali açıdan bir kıskaca almayı hedefliyor. Türkiye gibi ekonomik büyümesi dışarıdan gelen dış borca bağlı bir ülkenin uluslar arası finans kurumları tarafından kıskaca alınması Türk ekonomisinin kırılgan yapısını daha da arttıracaktır. Türk- ABD ilişkileri karşılıklı bağımlılığa dayalı ilişkilerdir. Türkiye bugün ABD’de Senato ve Temsilciler Meclisinde tüm lobisini kaybetmiş durumdadır. Bunun temel iki sebebi ABD ‘ye göre Türkiye’nin Rusya ile olan yakınlaşması ve Türkiye’nin çok daha merkezi ve otoriter bir yönetim biçimini benimsemiş olması. Türkiye ABD’nin kendisine dönük tehditlerine karşı elbette egemen bir devlet olarak kendisini biçimlendiremez. Zira ABD’nin kullandığı sert ve küstahça dil aslında Türkiye’yi daha da sert bir tutuma itebilir. Bu yüzden ABD’nin tehditle Türkiye’yi yola getiremeyeceğini öngörmesi çok önemli bununla birlikte Türkiye’nin de ABD ile olan kriz durumunu aşmak adına yeni bir diplomasi dili geliştirmesi ve ABD ile Rusya arasında ve hatta ABD ile İran arasındaki gerilimli bölgeden uzak durması gerekiyor. ABD, İsrail ve Suudi Arabistan üçgeninin İran ile yakın bir zamanda kapışacağını çok açık bir biçimde öngördüğümüzde ufukta beliren kara bulutlar bizi tedbir alamaya itmeli. İran’a dönük bir saldırının veya İran’da meydana gelebilecek olan bir iç kargaşanın Türkiye’ye dönük milyonlarca yeni göçmen anlamına geleceğini hesaplamalıyız. Ayrıca Kuzey Suriye’de var olan Kürt yapılanmasının kalıcı hale geldiğini ve Suriye Hükümeti ile Kürtlerin müzakere aşamasında olduğu gerçeğinden hareket ederek Kuzey Suriye’ye dönük politikalarımızı askeri olmaktan çıkarıp farklı bir yöne sevk etmeliyiz. Özetle Türk- ABD İlişkilerinde Rahip Brunson’u serbest bıraksak dahi çok daha büyük problemler bizi bekliyor bu yüzden keskin sirkenin küpüne zarar verir hakikatini unutmadan çok daha aklı selimle hareket etmek ve diplomatik kanalları açık tutmalı ve öngörülü hareket etmek durumundayız.