Öfke, insanın en kötü danışmanıdır. Bir anlık kızgınlıkla verilen kararlar, bazen yılların emeğini ve sevgisini küle çevirebilir. Evlilik de böyledir. Emek ister, sabır ister, fedakârlık ister. Bir tartışmanın ardından öfkesine yenik düşen bir kadının, evlilik cüzdanını ateşe atması belki birkaç saniye sürdü; fakat o ateşin bıraktığı iz, yıllarca yüreğinde kaldı.
O gün elindeki cüzdanı yakarken, aslında sadece birkaç sayfa kâğıdı değil; birlikte kurulan hayalleri, verilen sözleri ve paylaşılan hatıraları da yaktığını sandı. Oysa ateş, evliliğin gerçek değerini yok edemedi. Zaman geçtikçe öfkesi dindi, sessizlik başladı. İşte pişmanlık da tam o sessizlikte büyüdü.
İnsan, kaybetme ihtimaliyle yüzleşince sahip olduklarının kıymetini daha iyi anlar. Bir zamanlar sıradan görünen “günaydın”lar, birlikte içilen bir çayın huzuru, aynı sofrada edilen sohbetler ve omuz omuza verilen mücadeleler, artık özlemle hatırlanan anılara dönüşmüştü.
Pişmanlık, geçmişi değiştiremez; fakat insana önemli dersler verebilir. Evlilik cüzdanını yakmak, bir evliliği bitiren şey değildir. Asıl yıkım; öfkenin sevginin önüne geçmesi, gururun özür dilemeye engel olması ve iletişimin tamamen kopmasıdır.
Hiçbir yuva kusursuz değildir. Her evlilikte anlaşmazlıklar olur. Ancak güçlü aileleri ayakta tutan şey, hiç tartışmamaları değil; tartışmalardan sonra yeniden birbirlerine uzanabilmeleridir. Çünkü kırılan birçok şey tamir edilebilir; yeter ki kalplerde sevgi ve iyi niyet tamamen tükenmemiş olsun.
Hayatta en ağır yüklerden biri, “Keşke...” diye başlayan cümlelerdir. Bu yüzden öfke anında değil, sükûnet içinde karar vermek gerekir. Bir anlık öfke, yıllarca sürecek bir pişmanlığa dönüşebilir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.