Mekanı cennet olsun Hüseyin Ayhan Köylüoğlu yaşadığı şehrin yarınları adına kaygılarını dile getirmekten çekince duymayan iyi bir gazeteci, kalem erbabıydı.
Kalemi sivriydi deseler de aslında sivri olan kalem değil acı gerçeklerdi.
Büyük mücadeleler verdi kendi cephesinde.
Her sorunu büyük-küçük demeden, ayırt etmeden gündeme taşıdı, takip etti, araştırdı, yazılacaksa şayet tereddüt duymadan dile getirdi.
Dün onun gündeme getirdiği sorunlarla bu günküler arasında ne farklar var?
Eski defterleri karıştırıyorum, siyaset, ticaret, bürokrasi, beklentiler, yapılanlar, yapılmayanlar en çok da karşıma ayrışmalarımız çıkıyor.
Güzelliklerde dahi ayrışan bir toplum düşünün.
Bir toplum, güzelliklerde ayrışır ya da ayrıştırılır mı?
Maalesef Yozgat’taki mevcudiyetimiz şu an ayrışmalar üzerine kurulu.
Bu denli iç içe olmuş bir şehirde ayrışma akıl ve mantık kavramlarına uymuyor.
Cadde boyu her adımda gördüğünüz üç kişiden ikisine selam verdiğimiz bir şehir,
Sosyal medyada neredeyse her Yozgatlı birbirine en az 100 ortak arkadaşla bağlı.
Mutlaka ama mutlaka her kurumda bir tanıdıkla iş yaptırdığınız bir şehir.
Farklı siyasi partilerde ama akrabalık bağı ile her partide mevcudiyeti olan insanların yaşadığı bir şehir.
Bu tip maddeleri çoğaltmak pekala mümkün.
Dün ki defterleri araladığımda maalesef karşıma ayrışmalarla dolu satırlar çıkıyor.
Ve dün Ayhan Köylüoğlu’nun kaleme aldığı, sivri olarak ifade ettiğimiz o gerçekler aslında bu günün de acıyan ve acıtan gerçekleri.
Yozgat’ı ayrıştıran biz dedim bugün ki sohbetimizin ana penceresine.
Yozgat’ı bizden başka kim ayrıştırabilir ki?
Bir Kayserili, Sivaslı, Çorumlu… Kim?
Ya da dış güçler mi?
Ne gariptir ayrışma konusunda dünden daha kötü durumdayız.
Olabildiğince paramparça olabildiğince maskeli ve olabildiğince rol kesen.
Yozgat’ı ayrıştıran bizi görmek için Yozgatlı olmaya da gerek yok. Her ayrışma, kutuplaşma ve parçalanma yaşadığımız şehrin kazanımlarına darbe vuruyor.
Engelliyoruz, acı frenlerle irkiliyor, pek çok zaman yaşanan ayrışma kazalarına kurban veriyoruz geleceğimiz.
Bu gün de böyleyiz.
Dünde daha acınacak ve dün de daha acıtacak durumda.
Ayrışmalar biter mi, şimdilik bitmez gibi.
Ayrışmalarımız ne zaman biter işte onu da yarın konuşalım olur mu?