Bir kez daha tenzih ederek başlamak istiyorum konuya.

Tenzih tamam da bu kez de üzerine alınması gereken havaya, suya, yere bakıyor. Oralı dahi olmuyor, hatta başkalarını zan altında bırakıp, ‘ben değil o yaptı’ suçlamasına gidiyor.

Yozgat’ta öyle değil miyiz?

470 bin Yozgatlı bir araya gelsek, ‘sorunların sorumlusu kim’ diye bir soru yöneltsek hep birlikte birbirimizi gösteririz.

Ne garip değil mi?

İnsan fıtratı böyle bir şey sanırım.

Her neyse gelelim asıl konuya.

Çok fazla pazarlıkçı biri değilimdir lakin şu dünyada canı gönülden edinmek istediğim huylardan bir tanesidir.

O pazarlık denilen sanatı icra edememenin pek çok defa sıkıntısını yaşadım.

Pazarlık sünnet lakin ortaya konulan para emeğin ötesinde fırsatçılık olunca sünneti icra edemiyorsunuz.

Geçtik onu, parasıyla da olsa rica ile iş yaptırmayı insanlık vazifesi olarak görürüm.

Rica, tebessüm insanı ve yapılan işi parlatır değil mi?

Burada bir problem gören var mı?

Evet pazarlık edememem bir eksiklik kabul ediyorum lakin rica ile iş yapmak ve yaptırmak kadar kıymetli olanı var mıdır?

Son dönemde çok fazla usta ve esnaf ile iş yaptırdım ve muhatap oldum. Yaşıyorsanız bu tür işlerle ve emektarları ile muhatap oluyorsunuz, olmak zorundasınız.

Ancak üst üste ve birbiri ile bağlantılı işlerin muhataplarıyla karşı karşıya iseniz ortaya çıkan sorunlarla da yüzleşmelisiniz.

Ki, çok fazla yüzleştim sanırım.

Bir kez daha işini hakkıyla yapan usta ve esnaf camiasını, içerisinde bulunduğumuz haftanın da ismini taşıyan ahilik kültürünü yaşayan ve yaşatan kıymetli insanları tenzih ediyorum.

Ahilik bir Türk-İslam sentezinin tesiridir.

Sadece esnafı, zanaatkarı temsil etmez, bilakis kişinin yetiştiği toplumun ahlaki değerlerini de temsil eder.

Olayı biraz daha derinlemesine analiz ettiğinizde karşınıza muhteşem bir manevi zenginlik ve atmosfer çıkıyor.

E, haliyle kazancın, yapılan işin, ortaya konulan alın terinin değeri de bu minvalde kendini gösteriyor.

Son dönemde muhatap olduğum ustalarla öylesine yorgunluk yaşadım ki, artık problemi kendimde görmeye başladım.

Yok canım bu kadar da olamaz dedim.

Ustam;

Rica etsem, sana zahmet olacak, yoracağız ama şu işimizi yapabilir miyiz?

En kibarından rica ve beklentiyi dile getiriyorsunuz?

Devam ediyorsunuz, hiç mi boş vaktiniz yok, hani sizi arabamla da alır getirir götürürüm…

İmkan ve olanakları sağlıyorsunuz!

Bugün müsait değilseniz, herhangi bir gün söyleyin geleceğiniz zamanı ben size birkaç saat öncesinden ayarlayım.

Yarım ağız ‘tamam’ yanıtını alıyorsunuz ve sonuç; devletin en üst düzey bakanından aldığınız randevuya dönüş yapılmaz ya aynen o şekilde oluyor sonuç.

Ne gelen ne giden ne arayan ne soran ne de telefonunuza yanıt veren…

Sürecin iş yapımı aşaması ve sonrasında ortaya çıkan eksikleri anlatmak istemiyorum, anlatırken yaşıyorum…

Şaka mı komedi mi, trajedi mi, Yozgat halleri mi inanın bilemiyorum.

Sadece kendi kendime şuna kızıyorum, keşke her meslekten azıcık anlıyor olsaydım hayat daha kolay olacaktı.

Ahilik haftasında böylesine karamsar bir tablo çizmek istemezdim ama iş yokluğundan dert yanan usta, esnaf, zanaatkar ya da gazeteci yani bizler içine sevgi katamadığımız mesleğimizi de sorgulamak zorunda değil miyiz?

Ya da arada sırada aynaya bakmak.