Yozgat’ta kış uzun sürer. Ayaz serttir, rüzgar bozkırı tırmalar. Ama o soğuğun içinde insanı ısıtan bir şey vardır: arabaşı. Sadece mideye inen bir lezzet değil; kapıları açan, mesafeleri kapatan, dargınları barıştıran bir çekim alanı. Bir çorba ve hamurun bu kadar “iş” yapması tesadüf değildir.
Şu hakikati baştan teslim edelim, Arabaşıyı Yozgat’ta yaşayanlardan çok, Yozgat dışında yaşayan Yozgatlılar yapıyor. Gurbet insanı bir şeye daha sıkı sarılıyor. O sarılış, hamuru tek tek yutarken, çorbayı sessizce içilirken kendini ele veriyor. On binlerce insan, soğuk kış akşamlarında arabaşı vesilesiyle aynı sofranın etrafında buluşuyor. Ev ziyaretleri, mahalle davetleri, dernek buluşmaları… Hepsinin merkezinde aynı kazan, aynı hamur, aynı muhabbet var.
Biz Yozgatlılar çoğu zaman “yut geç” diye bakarız. Oysa farkında olmadan 81 ilin başaramadığını başarıyoruz. Mesela Ankara. Kış akşamları, dolu dolu arabaşı buluşmalarıyla geçiyor. Bir apartman dairesinde, bir dernek salonunda, bazen bir köy evinin soba başında… Uzun süredir birbirini görmeyenler, ziyaretine gidemeyenler, “son cenazede falanca tarihte” bir araya gelmiş olanlar, bu sofrada buluşuyor. Dargınlıklar törpüleniyor, kırgınlıklar yumuşuyor. Hamur mideye inmeden dostluk kalbe iniyor; çorba yutulmadan güzel muhabbetler hafızada yerini alıyor.
Arabaşı bir sosyal alan açıyor. Uzun süredir sosyal faaliyeti olmayanlara nefeslenecek bir atmosfer sunuyor. Çay başka, kahve başka; ama arabaşı başkadır. Çünkü burada ritüel var. Kazanın başında bekleyiş, hamurun kıvamı, kaşığın çorbaya değdiği an… Hepsi bir düzen, bir disiplin. Kimse acele etmez. Kimse gösteriş peşinde değildir. Sofra adabı kendiliğinden kurulur. “Buyur hemşehrim” sözü, en sahici haliyle söylenir.
Atalarımız iyi arabaşını bulmuş. Kimine göre “ara aşı”, kimine göre fakirlik zamanlarının lezzeti, kimine göre kışın sıcak yiyeceği. Adı ne olursa olsun, yaptığı iş büyük. Çünkü arabaşı, Yozgatlıyı Yozgatlıyla aynı hizaya getirir. Ünvanları kapının dışında bırakır, sofrada herkes eşittir. Bir tabak hamur, bir kase çorba; gerisi muhabbet.
Bir de şu var, arabaşı, Yozgat’ın dışarıya açılan sessiz elçisidir. Gittiği her şehirde Yozgat’ı anlatır. Sözle değil, tatla. Kış gecelerinde “Bizim orada böyle yapılır” diye başlayan cümleler, Yozgat’ı masaya taşır. O masa büyür, kalabalıklaşır, ısınır.
Hülasa, arabaşı sadece içilen ve yutulan bir lezzet değildir. Birleştirir, kaynaştırır, hatırlatır. Yozgat’ın bozkırında doğmuş bu mütevazı yemek, bugün Türkiye’nin dört bir yanında aynı sofrayı kurabiliyorsa, bunun adı başarıdır. Hem de sessiz bir başarı.
İyi ki var arabaşı. İyi ki kış var. İyi ki sofra var. Ve iyi ki Yozgat var; insanı bir araya getiren bu kadim aklı bize miras bıraktığı için.
Arabaşı yutmaktan başka bir iş yapmadığımızı düşünen Yozgatlılar’a ayrıca bir söz bir gün sizde buyurun bakın oralardan buralara ne çıkıyor muş!