Aslında bir anneye ait yazı.
Yani anneler açısından değerlendirilmesi gereken bir yazı.
Ben de bir erkek, yani bir baba olarak kesinlikle altına imza attığım, ilk okuduğumda ruhumun dile gelmiş hali olarak gördüm.
Her şeyi maddeselleştirdiğimiz bu dünyada belki de manaya temas eden nadide yazılardan bir tanesi.
Birkaç yıl öncesinde yine sizlerle paylaşmıştım.
Her okuduğumda bir kez daha paylaşmam gerektiğini hissettiğim bir yazı.
Lütfen sadece okuyup geçmeyin, katlayın cebinizde dursun.
İşte o yazı:
Evimde misafir odası yok. Evin her yerinde eşim oğlum ve ben yaşıyoruz. Misafir için ayırdığım yemek takımlarım, çatal kaşık takımlarım da yok.
En iyileriyle kendimiz yiyoruz. Misafir gelirse onlara da çıkarıyoruz bizimkilerin aynısından.
Biri evime geldiğinde evim dağınıksa panik de olmuyorum ben. Evimi değil beni görmeye geliyor benim sevdiklerim, sevenlerim... Bu yüzden ev dağıldı diye kızmam oğluma beraber dağıtıyor beraber topluyoruz. Şimdiye kadar çıkmayan tek bir leke olmadı yaptığımız faaliyetlerde.
Hiç bir ev işi “anneee” diye seslenen oğlumdan daha önemli olmadı benim için. Hiç bir zaman kızmadım büyükler sohbet ederken araya girip fikrini söyledi diye. Dinlemeyen büyükleri ikaz ettim aksine “oğlum size bir şey söylüyor” diye.
Evimde mutluluktan daha fazla önemsediğim hiç bir şey yok benim. Bu yüzden beni mutsuz etmeye çalışan insanların ne söyledikleriyle de ilgilenmiyorum. Hayatıma kattığım insanları da böyle insanlardan seçmeye çalışıyorum. Ailemin huzuru 3 numaralı komşumun evimle ya da oğlumla ilgili ne düşündüğünden çok daha önemli.
Bu kadar üzüp kasmayın kendinizi insanlar için. Şu ne der bu ne der diye düşünmeyin, ev kirlenir, üzeri kirlenir diye engellemeyin çocuklarınızı ne olur.
GERİ GETİREMEYECEĞİNİZ TEK ŞEY ONLARIN BU YAŞLARI OLACAK.