İnsanın yaşı ilerledikçe kabirdeki tanıdıklarının sayısı da artıyor (sanki).

En azından benim için öyle bir durum söz konusu.

Kabirde o kadar çok tanıdık isim, eş, dost, akraba olmaya başladı ki.

Lise Caddesi’nde gezer gibi olmaya başlıyor hayat.

Gözlerini kapatıp, dünü düşündüğün de ‘o da vardı, o da vardı…’ diyorsun, sonrası bir hatıra…

Bu durum size dünyanın aslında ne kadar boş, beyhude ve boşluktan ibaret olduğunu öğretiyor.

Sanal bir dünyanın içinde bir gerçek var; o da bu dünyanın aslında hiç olmadığı.

İnsanlığın içinde bulunduğu salgın döneminde neredeyse her gün Yozgat’ın farklı köşesinden vefat haberi almaya başladık.

Yozgat dışından da geliyor acı haberler.

Bir anda biten yaşantılar, bir anda kesilen nefesler.

Korona virüsü, kabirdeki tanıdıkların sayısını da artırıyor.

Yeni dünya nizamı kurmaya çalışsın insanlık ya da sözüm ona süper güçler.

Bir ilahi kudret, insanlığın içinde yeni ve hiçbirimizin aklına gelmeyecek bir düzeni inşa ediyor.

Bir çeki-düzen.

Bir solukluk yaşantıdan bir solukluk kesintiye çekip giden benizler.

İnsanın yaşı ilerledikçe kabirdeki tanıdıklarının da sayısı artıyor.

Çapanoğlu Camii’nde namaz çıkışındasınız sanki.

O’nu da tanıyorum bunu da tanıyorum…

Kabirler duasız geçemeyeceğiniz mekanlar oluveriyor.

Karanlıkta yanından geçemediğiniz kabirler zamanla muhabbetli olduğunuz insanlarla buluşma adresiniz oluyor.

Tanıdık isimler karşılıyor sizi.

Yozgat gibi geliyor size mezarlıklar. Hiç de uzak olmadığınız isimlerle yazılı taşlar manalı geliyor.

Öyle değil mi kıymetli hemşerilerim.

Korona virüsle birlikte maalesef yaşamını yitiren tanıdıklarımızın sayısı da arttı.

İnsanı yaşı ilerledikçe kabirdeki tanıdıklarının sayısı artıyor artmasına ama bu virüs sanki daha da hızlandırdı.

Yaş mı ilerliyor yoksa ilerdeki mi yaklaşıyor diye soruyorum her kaybettiğimiz can’da…

Hastalarımıza şifa, rahmete erenlere de cennet mekan diliyorum Allah’tan.

Son sözleri Üstad Necip Fazıl Kısakürek’e bırakalım tamamlansın yazı:

Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;

Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş.

Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi

Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…

Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;

Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.

Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;

Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.

Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;

Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana.

Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;

Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.

Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;

Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.

Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;

Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm