Satılmış Döner
24 Temmuz Ayasofya Camii’nin Özgürlüğü
Ayasofya…
Bir taş yapı değil, bir çağın mühürlendiği yer. Bir şehrin değil, bir ruhun fethedildiği anın şahidi. İstanbul’un fethiyle birlikte yalnız surlar aşılmadı; tarih yeniden yazıldı. Ve o tarihin merkezine, Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’yı bir sembol olarak yerleştirdi.
Ama o, Ayasofya’ya sahip olmadı…
Onu emanet etti.
Asırlar öncesinden gelen o gür ses, hâlâ kubbelerinde yankılanıyor:
“Kim bu vakfı değiştirir, şartlarını bozarsa… Allah’ın, meleklerin ve bütün müminlerin laneti onun üzerine olsun.”
Bu söz, bir öfkenin değil; bir sorumluluğun ilanıdır.
Bu, fetheden bir sultanın değil; emanet bırakan bir medeniyetin hukukudur.
Ayasofya sustuğunda, aslında sadece bir mabed susmadı…
Bir hafıza geri çekildi.
Bir kimlik içine kapandı.
Bir millet, kendi özünden bir adım uzaklaştı.
Ve sonra…
24 Temmuz 2020.
Ezan yeniden yükseldi.
Kubbe yeniden nefes aldı.
Millet, kendi sesini yeniden duydu.
Bu bir açılış değildi.
Bu, bir uyanıştı.
Çünkü Ayasofya’nın kapıları açılırken, aslında bir bilinç yeniden aralandı.
Geçmiş, bugüne sadece hatırlatılmadı; yeniden bağlandı.
Ama burada durmak yetmez!
Eğer bu uyanış; adaletle, ilimle, ahlâkla taçlanmazsa…
Eğer bu ruh; sadece sloganlarda kalır, hayata sirayet etmezse…
O zaman kubbeler konuşur ama hayat susar.
Ayasofya bize şunu haykırıyor:
“Emanet sadece korunmaz, yaşatılır!”
Bugün gözler başka bir ufka çevriliyor…
Mescid-i Aksa…
Ama unutulmamalı:
Gerçek zaferler, sadece mekânlarla değil; o mekânların temsil ettiği değerlerle kazanılır.
Adalet yoksa fetih eksiktir.
Ahlâk yoksa güç anlamsızdır.
İlim yoksa medeniyet sürdürülemez.
Son söz niyetine:
Ayasofya bir son değil…
Bir başlangıçtır.
Ve o başlangıç şunu söyler:
Köklerine dönen millet, sadece geçmişini değil; geleceğini de yeniden inşa eder.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.