Pazartesi…
Haftanın ilk günü. Yozgat’ta pazartesi, sadece takvim yaprağı değildir; muhasebedir, aynadır, biraz da vicdan terazisi. Hele kış konuşmaya başladıysa… Kar, soğuk, susuzluk ve yoksulluk aynı anda kapıya dayanmışsa, işte o zaman belediye başkanlığı makamı da susmaz, konuşur.
Yozgat gibi Anadolu şehirlerinde, ilçelerinde, beldelerinde belediye başkanı olmak hem çok kolaydır hem de fazlasıyla zordur.
Kolaydır; eğer hiçbir şeyi dert etmezsen… Makam odasının kapısını kapatır, algılarını oraya kilitler, frekans kapasiteni düşürürsen; dünyanın sadece başkan koltuğu etrafında döndüğüne inanırsan rahat edersin. Halkın talebini “abartı”, sorunu “siyasi sarkıntılık”, tepkiyi “nankörlük” olarak görürsen ne ala.
Dışarıda yağan karın yol açtığı mağduriyeti “Allah’tan” bilir, susuzluğu “küresel ısınma”ya bağlarsan, başkanlık bal kaymak olur. Ne kürek tutarsın, ne çamur görürsün, ne de donmuş su borusunun başında sabahlarsın. Başkanlık senin için bir imtihan değil, bir konfor alanına dönüşür.
Ama işin aslı öyle değildir.
Bir belediye başkanının birkaç büyük imtihanı vardır. Kaçışı yoktur. Karşına bir gün çıkar, hem de tam pazartesi sabahı.

BAŞKANIN EKONOMİ İMTİHANI

“Param yok, bütçe yok, imkan yok” edebiyatı bu topraklarda tutmaz. Gerekirse Ankara’nın kapısında beklersin, TBMM koridorlarında sabahlarsın, kurumların kapısını aşındırırsın. Dilenci ol demiyoruz ama mazeret üretme lüksün de yok. Anadolu belediyeciliği, ağlamakla değil, mücadeleyle ayakta kalır.

KAR-KIŞ İMTİHANI

Kış geldiğinde belediye binası ısınır ama şehir donar. O gün başkan koltukta değil, sahada olmalıdır. Yerine göre kepçenin başında, yerine göre kaldırım temizleyen işçinin yanında… Eldiven takıp kar küremek başkanın itibarını düşürmez; aksine yükseltir. Halk, karla değil, ilgisizlikle daha çok üşür.
Burada bir fıkra anlatılır eskiden:
Bir köyde muhtar, kışın hiç dışarı çıkmazmış. Köylüler isyan edince muhtar demiş ki:
“Ben seçildim, karla mücadele etmek için değil.”
Köylü de cevabı yapıştırmış:
“Biz de seni yazın gölge olsun diye seçmedik.”
Anadolu fıkrasıdır ama dersliktir.

SUSUZLUK İMTİHANI

Şehrini susuz bırakamazsın. Nokta. Gerekirse varını yoğunu satarsın, gerekirse yerin dibini delersin ama suyu bulursun. Çünkü su yoksa şehir yoktur. Bu iş raporla, sunumla, bahane ile geçiştirilecek bir mesele değildir.

İNSANLIK İMTİHANI

Belki de en zor olanı budur. İnsanlığından asla taviz vermeyeceksin. Kapına gelen ne isterse istesin; iş, aş, yardım, dert… Yunus misali kucaklayacaksın. Azarlamayacaksın, küçümsemeyeceksin, “git sonra gel” demeyeceksin. Çünkü bu makamın kapısı kapanırsa, halkın gönlü de kapanır.
Kış konuşur.
Kar konuşur.
Susuzluk konuşur.
Ama en çok da halk konuşur.
Pazartesi günü aynaya bakma günüdür. Belediye başkanlığı, tabelası olan bir unvan değil; yükü olan bir emanettir. Kış geldiğinde kim sahadaysa, yaz geldiğinde de onun sözü dinlenir.
Gerisi makamdır…
İmtihan ise kaçınılmazdır.
Bu sözlerimin muhatabı kim derseniz, üzerine alınandır muhatabı, alınmayan başkanlara gelince zaten onlar için hayat toz pembe, vur patlasın, çal oynasın!