Perdenin arkasındalar
Ha çıktılar çıkacaklar
Gece gündüz çalışarak
Dünyaya nam salacaklar
Bizim çocuklar
El ele gönül gönüle
Hepsi bir sevgi tohumu
Serpilip cennet vatana
Yeşertecekler yurdumu
Bizim çocuklar
Mustafa Yıldızdoğan’un bu şiiri takıldı dilime konu ‘Bizim çocuklar’ olunca.
Bizim çocuklardan, bizden, topraklarımızdan doğanların karakteristik dünyası, başarı hikayesi, o hikayeye uzanan çileli yolculuktaki mücadeleleri…
Ve anlatılmaz yaşanır türünden pek çok hikaye, dinledikçe, dokundukça heyecan katıyor Yozgat dolu yüreğime.
Yozgat dışında Çamlık Medya’yı, Çamlık Ankara ile taçlandırmaya başladığı gün daha yakından dokunma fırsatı buldum her birine.
Her seyahat, her selam, her dokunuş yeni bir keşfi de beraberinde getiriyor.
Aslında mesleğe başladığım ilk gün tanımaya başladım onları biraz şaşkınlık biraz da heyecanla…
İlk gün ‘tamam’ dedim, tamam… Yozgatlı bir gazeteci olarak görevim, sorumluluğum ve dahi vebalim başarıya uzanan çileli yolculuğun çocuklarını, bizim çocukların başarı hikayelerini kaleme duyurmak.
Avazım çıktığı kadar onların başarılarını haykırmalıydım ve gücüm yettiğince o haykırışın dozunu artırdım.
Onlar bize Yozgat’ın Yozgat’tan ibaret olmadığını,
Onlar bize Yozgatlı’nın başarının anahtarı, bizatihi mihmandarı olduğunu,
Onlar bize, yılmadan, ama büyük bir mücadele ile koşmamız gerektiğini anlatıyordu.
Yozgat’ta dünyayı henüz tanımaya başlamış çocuklarımıza onların yaşanmış, gerçek hikayelerini en ala ifadelerle anlatmam gerekiyordu.
İyi ama neden o hikayeleri anlatmak bir vebal olabilir ki bir gazeteciye. Ağır bir sorumluluk değil mi üzerime?
Çamlık TV ekranlarında izlediğiniz ‘Bizim hikayemiz’, yıllar önce kendi dünyamda verdiğim sözün dışa yansıtabildiğim sadece bir bölümü.
Bizim çocukların hikayesi, sadece ekranlara afili, rengarenk, reyting alma kaygısı ile yapılmış bir program içeriği değil.
Bizim çocukların hikayesi, yaşanmışlığın hikayesi ve gerçeğin ta kendisi.
Yozgatlı’nın neler yapabileceğinin, neler başardığının ve ‘senden bir şey olmaz’ diretmesinin bir kader, alın yazgısı olmadığının, karanlık yolları aydınlatacak özgüven meşalesinin yakılması demekti.
Her yeni keşif, her yeni yürekte, gönülde atılmış umut tohumu.
Keşfe çıkarken duyduğum heyecan yazılarıma, programlarıma, sohbetlerime yansıtmaya çalışıyorum hasbelkader.
Biliyorum ki, ne yaparsam yapayım onların yaşanmışlıklarını anlatmaya yetmedi yetmeyecek.
Sadece şu hakikati bilin ve bir tekrar olsun ‘Bizim çocuklar gerçekten çok farklılar…’
Farklı olduğunuzu bilin ve etrafınızdakine de anlatın diyorum.
Bizim çocukların yaşanmış, gerçek hikayelerini ömrüm yettiğince keşfetmeye devam edeceğimi bilin lütfen.
Son söz yine Mustafa Yıldızdoğan’dan olsun:
İçi karamış milletin
Yüzünü güldürecekler
Aydınlık bir geleceğe
Dümeni döndürecekler
Bizim çocuklar
Gülün gülün gül çocuklar
Güneş olsun oyuncaklar.