“Ne sizleri unuttuk ne de kahpe Eylül’leri” diye başlan bir cümlenin devamında yazılacak bir hakikat lazım kalemlere.

O kalemler kırılmadan yazılmalı…

İdam sehpalarında yok edilirken bir milletin umudu,

Güdümlü hainlerin ihanet kararlarına fırsat vermeden yazılmalı.

Kader yazgısı karanlık yazmadan koruyalım Eylül’lerden çocuklarımızı.

* * *

Ne sizleri unuttuk…

Diye başlayan sözlerin devamında kalemler kırılmadan yazmalı hakikat ktipleri.

12 Eylül darbesinin yıl dönümünde açıkmalar yapıldı, nutuklar atıldı, programlar düzenlendi, mesajlar yayınlandı.

Lanetler okundu, kınamalar peş peşe geldi, darbenin diktatör ismi Kenan Evren ismi yüksek ses yankı buldu ve her kesim (sağcı-solcu) kaybettiklerini yad etti.

O yılları yaşamış, yaşadığı yılların alın çizgileri ve ağırlığı ile hayat sürenlerden 12 Eylül’ü pek çok kere dinleme fırsatı buldum.

Dinlediklerimin ana fikrinde birden fazla sonuca ulaştım.

O sonuçlardan bir tanesi; bir milletin çocuklarını kardeş kavgası ile idam sehpasına sürükleyenler aslında bir ülkenin kaderine şerh düştüler.

Şerh düştüler karanlık izleri ve o izin sahibi olduklarını göstere göstere.

Şerh düştüler kırılan kalemlerin sahibi olduklarını göstere göstere.

Şerh düştüler kardeş kavgasının senaryosunun haçlı güruhu olduklarını göstere göstere.

Onlar göstere göstere yaptılar bunu ama biz ilk fırsatta görmezden geldik.

* * *

12 Eylül askeri darbesinin yıl dönümünde hiç şüphesiz 15 Temmuz’u da hatırladık.

12 Eylül’ü yaşayanlardan dinlemiş, 15 Temmuz’un bir şekilde içinde/yakınında olanlar olarak ihtilalin yaşanmışlıklarını hayal ettik.

O hayalleri 15 Temmuz temelinde inşa etti pek çoğumuz.

Asker görünümlü hainlerin, yani maşaların neden olduğu acılar. Ve onları destekleyen güruh.

İhtilalleri anarken neresinden ve ne kadarından ders aldık.

Devlet adamı kimliğini oluşturan “liyakat” düsturu çıkıyor mu ortaya.

Devlet adamını kalbi vatan sevdalısı kadrolarla oluşturma kaygımız dünden daha mı çok?

Art arda buna benzer 100 soru daha eklesek yanıtı hayır olacak değil mi?

İhtilallerin kimler tarafından hangi amaçla yapıldığını, kimlerin kullanıldığını ve devlet eliyle neden oldukları ihaneti bildiğimiz halde neyi değiştirebildik!

Liyakat ve devlet sadakati nerede?

Eylülleri unutmadık ancak…?

Eylüller bizi unuttu beyler. Tıpkı 15 Temmuz’ların da unutmaya başladığı gibi.

Allah bu millete feraset veriyor ki darbenin adı ne olursa olsun sonuca ulaşmayan bir ihanet hareketi olmaktan öteye gitmiyor.

Ve inşallah gitmeyecek.

Liyakati devlet adına tesis edemez isek çocuklarımızı da kara Eylül’lerden koruyamaz.

Bu hakikati bile bile de gözler kapalı, idrak yolları tıkalı ise şunu bilmeliyiz ki, bu gafletimizin faturasını yarınlarımız ödeyecektir.