Savrulmuşuz birer birer diyarlardan diyarlara.
Bir deli rüzgar esmiş, almış götürmüş farklı ellere.
Bir boran gelmiş darmadağın olmuşuz.
Baba oğlundan, çocuk babasından, eş eşinden.
Dert, hayata dair bir gelecek oluşturabilme, yarınları sağlama alabilme.
Hasret dolu yürekler, gurbet dolu yarınların adıdır Yozgatlı.
Kimi toprağından uzaklarda kimi bu dünya hayatından. Meslek hayatımda öylesine olaylar, yaşantılar, ayrılıklar ve geri dönüşü olmayan yolculuklara şahitlik ettim ki.
Gidenler, kara toprağın bağrında vuslatı yaşayanlar bir daha geri gelmiyor.
Geri dönüşü olmayan yola çıktığında mı kıymet takdir edecek gönüller. Yaşarken dar ettiğimiz dünyayı çok gördüğümüz insanlığımız.
Toprak altında yeniden yeşerir mi?
Nafile.
Ne giden geri gelir, ne de gidene verdiğimiz değer öldürdüğümüz insanlığı yeşertir.
Kıymet bilmek, değer vermek, varlığının kaynağına inmek, gönüllere dokunmak.
Zor mu?
Zaman zaman bu tür konularla geliyorum karşınıza. Tekrar oluyor belki, olacak da.
Bilmem kaçıncı tekrar olacak bugün ki satırlar.
Mesele tekrara düşmek mi, yoksa değişmeyen, değiştiremediğimiz yönlerimiz mi?
Bizim insanımız, toprağımızın kokusu, havamız, suyumuz, bizden olanın, hatta ve hatta bize dair değer yargılarının mana kazanması adına, bir göç mü vukuu bulmalı.
Kıymet bilmek, değer vermek, varlığının farkına varmak adına makam, mevki, servet sahibi mi olmalı insan.
Ya da…
Toprak mı olmalı son nefes?
Niyetimin değer yargıları üzerinden bir ders vermek, fetva türünden ahkam kesmek olmadığını çok iyi bildiğinize inanıyorum.
Bizimkisi biraz olsun hatırlatabilme.
Hatırlanma adına hatırlata bilme.
Bu dünyada yaşarken, bizden olanın bizden olduğu için değerli olabileceği gerçeğini hatırlata bilme.
Adına ne derseniz, tanımlamasını nasıl yaparsınız bilmiyorum.
Nazarımda Yozgat’ın bir çakıl taşı dahi değerlidir. Değer verdiğimiz kadar değer buluruz.
Nefes alamaz hale getirdiğimiz dünyalarda hakiki aleme gidenleri göz yaşları, özlemle anmadan önce yaşadığı dünyada hatır bilmeli, gönül bilmeli, güzel görmeli.