Bazen son kullanma tarihim ne zaman dolacak diye düşündüğüm olmuştur.
Son kullanma tarihi;
Bazen son nefes,
Bazen yaşlılık,
Bazen engellilik,
Bazen ise kimsesizlik…
Ancak bunlardan bir tanesi var ki, yaşarken, henüz o zaman dilimi dolmamışken sizi alıp götürüyor bu dünyadan.
Yaşarken ölmek, ölmeden toprağın altına girmek gibi.
Bir baston tutuyorsa bedeninizi ve artık yürümek istemiyorsa ayaklarınız,
Daha çok hastalanıyor, daha çok yoruluyor, daha çok sessiz kalıyorsanız,
Ve bu dünya zamanını aile içinde en çok tüketen sizseniz garip bir şekilde cezalandırılıyorsunuz.
Çok fazla konuşmasa da, çok fazla yemese de, çok fazla gezmese de olur…
Bazen adına gölgesi yeter diyor kuru bir ağaca dönüştürüyor,
Bazen canı içinde olsun da… diye başlayan sözlerin devamında o canı kıymetsizleştiriyoruz.
Dün aracı park etmiş gazeteye geçerken yok kenarında bahçeli pembe boyalı, bahçeli evin penceresinden bakan bir çift göze ilişti gözlerim.
Bir daha dönüp bakma gereği duydum, bakan gözlerin yorgun bir bedenin tanıdık sima arayan bakışlar olduğunu fark edince.
Tebessüm ederek el salladım, selam verdim.
Bir anda irkildi…
Şaşkınlıkla karşılık selama selamla cevap verdi.
Büyük şehirlerde sanki karşıdan bir tanıdık sima çıkacakmış gibi olurum. Eminim sizde de oluyordur. Milyonlarca insan arasında bir tanıdık sima ararsınız.
Pembe boyalı evdeki yaşlı adam, işte o duyguyu yaşattı bana.
Kim bilir ne günleri oldu, hangi işlerde çalıştı, kaç çocuğu var, komşulukları, düğünleri, sohbetleri, seyahatleri, yoklukları, varlıkları…
Maalesef giderek ama süratle bu dünya ömrünü bizden fazla harcadığı için cezalandırıyoruz büyüklerimizi.
Onları sessiz bir dünyaya mahkum ediyoruz.
Hiçbir şeyden anlamayan, konuştuklarının miadı dolmuş, pul kadar değeri olmayan yaşlılar.
Hürmet, sadece sıcak bir yuva, öne konulan yemek mi?
Aslında tüm bunlardan da mahrum o kadar çok yaşlı beden var ki!
Sen aslında ölmelisin, demediğimiz kalıyor geriye...
Sessiz dünyanın bakışları…
Dönün bakın etrafınıza ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.
O yüzdendir ki, selam vermeyi seven biri olarak en çok da sessiz bakışları selamsız bırakmak istemem.
Onlarla konuşur, onlarla sohbet eder, hiç ama hiçbir şey yapamaz isem bir küçük selam ve tebessüm gönderirim sessiz dünyalarına.
Parayla, pulla değil ya, yorulmuyorsunuz da.
Küçük bir selam ve dahi hatırlanma.
Sessiz dünyalara mahkum ettiğimiz canlarımızın yerine geçmek için aslında gün saydığımızı, sıramızı beklediğimiz ah bile bilsek.
Olmuyor, insan yaşamadan kolay kolay anlamıyor yerine geçeceği insanları.
Belki de onlar kadar da vaktimiz dahi olmayacak.
Kim bilir!
O yüzden sessiz dünyanın sessiz bakışlarını son kullanma tarihi dolmuş eşya muamelesi yapmaktan vaz geçsek diyorum.