Haftanın ilk günü…
İnsan ister istemez durup etrafına bakıyor. Gökyüzüne, toprağa, yüzlere. Kuraklığın bağrına düşen beyaz kar taneleri bir süredir yerini yağmura bıraktı. Toprağa düşen her damla, aylarca susuzlukla sınanan bu coğrafyada sadece toprağı değil, içimizi de ıslatıyor. Sanki yüreğimizde biriken korku yangınlarını söndürür gibi.
Şunu fark ettim, yağmur yağınca sadece barajlar dolmuyor, umut da doluyor. Çünkü susuzluğun ne demek olduğunu öğrendik. Yozgat öğrendi. Barajlar bu kez gerçekten kurudu. “Daha var” dediğimiz her gün biraz daha azaldı. Son damlaya geldik neredeyse. Allah’ın bereketi yetişmese, düşmesi bile acı olacak bir hale gelmiştik. İşte bu yüzden yağan her yağmur, sadece meteorolojik bir olay değil; bir hatırlatma.
Dünya ne garip hale geldi değil mi?
Eskiden filmlerde görüp “abartmışlar” dediğimiz sahneler artık haber bülteni. Katliamlar, istilalar, açık açık yapılan zulümler… Daha acısı ne biliyor musunuz? Ona ses çıkarmayan zengin, okumuş, aydın zümre. Canileşen bir insanlıktan bahsediyorum Sevgili Yozgatlılar. Güç bende diyen çıkıyor ortaya, hukuk susuyor, vicdan susuyor. İşte tam o an, bu topraklarda doğmuş olmaktan, bu milletin bir ferdi olmaktan içten bir şükür yükseliyor insanın içinden.
Ama sınav sadece dışarıda değil.
Kendi hayatımıza bakalım biraz. Hastalıklar, ölümler… Eskiden ibret olan şeyler artık sıradan bir olay gibi geçip gidiyor. Komşunun cenazesi var, ama gündemimizde daha çok “kim ne almış, kim ne yapmış” var. Acıyı da hızlı tüketiyoruz artık.
Bir ev, bir ev daha.
Bir araba, bir araba daha.
Yetmiyor.
Gün geliyor kardeş kardeşe yar etmiyor, baba ekmeğinin yarısını. Gösteriş, talan, yalan, dolan… Hayat ayaklarımızın altından sessizce göçüp giderken biz hala ayakta kalmaya değil, daha fazla doldurmaya çalışıyoruz midemizi. Oysa iki saat sonra yine acıkacak olan bir karın için neyi feda ettiğimizi hiç sormuyoruz kendimize.
Belki de mesele doymak değil.
Belki nefis, doymak yerine lezzetin farkına varsa bu kadar hırçın olmayacak. Ama biz lezzeti de unuttuk. Her şey bol, her şey hızlı, her şey anlamsız.
Garip olan şu, herkes aç. Hepimiz açız. Parası olan da, olmayan da. Allah’a yakın gibi duran da aç, uzak gibi duran da.
İnsanın içi aç aslında.
Gönül aç.
Kalp aç.
Arkadaşlarıma sık sık şunu söylerim; gerçek dünya sürprizlerle dolu olacak. Kimler nerede, kimler kiminle olacak, çok şaşıracağız. Çünkü bu dünyada roller çok karıştı. İyi kötüye, kötü iyiye benzemeye başladı. Ama hakikat, er ya da geç yerini bulur.
Yağmur yağınca sadece toprağa sevinmeyelim. İçimize de bakalım. Kuruyan sadece barajlar mıydı, yoksa vicdanımız mı? Eğer bugün bir damla yağmur bizi rahatlatıyorsa, demek ki hala umut var. Ama o umudu korumak için biraz yavaşlamak, biraz paylaşmak, biraz da susup düşünmek gerekiyor.
Haftanın ilk günü…
Belki de yeni bir başlangıçtır. Toprak için olduğu kadar, insan için de.
Haydi Bismillah…